1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 26 Mayıs 2013 Pazar 12:35
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
A. Esra Yalazan KAMERİYE 26.02.2012
A. Esra Yalazan
Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
A. Esra Yalazan - Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute A. Esra Yalazan - Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute A. Esra Yalazan - Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute A. Esra Yalazan - Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute A. Esra Yalazan - Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute A. Esra Yalazan - Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute A. Esra Yalazan - Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute A. Esra Yalazan - Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute
A. Esra Yalazan köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute

Onu gördüğüm ilk ânın bulutsu narinliğini olduğu gibi anlatabilseydim keşke. Yenilginin çorak topraklarına henüz adım atmadığım vaktin sırrıyla göstermek isterdim o masal ülkesini size. Ama artık kelimelerini yanlışlıkla yutan birinin onlara bir daha dokunamaması kadar imkânsız bu. Doğup büyüdüğü köye buruk bir özlemle bakan çoban misali kimsesiz ve kalabalığım. Çok büyüdüm ben. Dilimin çatallandığı çıkmaz sokaklarda iç sesim de yırtık tüllerle perdelendi sanki. Muhayyilemdeki dev kahramanlar, ceplerime sığabilecek kadar küçüldü. Kekeme hayaletlerimi kaybetmemek için yıllar boyu iplerinden tutup boşlukta oynattım. Onlara çocukluğun umudunu, safiyetini, gökkuşağı rengindeki sevincini hatırlattım. Yine de her seferinde çocukluğun odasına hapseden sıkıntılı sesi galip geldi. Çocukluk öyledir. Bir yanıyla hep biraz mutsuz olmak demektir. Hasretlerin yığıldı, henüz öfkeye dönüşmemiş kederlerin katmerlendiği kovuğun içinden bakar dünyaya. Dışarıya çıkamamanın huzursuzluğuyla kuşatılmıştır. Sınırlarının güvenli oluşu, sığınağı cazip kılar belki ama aynı zamanda fena halde boğar. Ne evdesinizdir, ne de şiddetli dünyanın tekinsiz ortamında.

Olsun. Öyle de olsa tılsımlıdır. Efe’yi düşününce ilk aklıma gelen nedense güneşin altında ustura gibi parlayan saçları oldu. Onları sürekli arkaya doğru tarayarak şekil vermek için uğraşan parmakları ipince bir çizgiydi sanki. Hayata meydan okur gibi göğe doğru kaldırmaktan hoşlandığı kibirli burnunun kusursuzluğu ona gıpta edenin canını sıkardı. Neredeyse doğuştan hergeleydi. Gömleğinin üst düğmelerini bilhassa açar, marifetlerini görünür kılacak bir vücut diliyle dünyaya kesik atardı. Onun yaşındaki bütün oğlanlar gibi utangaçlığını hırçınlıkla gizlemeyi öğrenmişti. Merhametliydi ama çocuk felci geçirmiş olan arkadaşımızı merdivenlerden indirmeme yardım etmezdi mesela. Tam bir yıl boyunca bu yazıya sığdıramayacağım kadar çok heyecanlı ve “imkânsız” serüven atlattıktan sonra sekiz yaşında arkadaş olmayı becerdik.

Bir gün okul çıkışı birlikte resim yapmaya karar verdik. Başlangıçta birbirimizi yakınlaştıran sessiz soluk alışların ipeksi yumuşaklığı harikaydı. Konuştuğunda değerli bir maden merdivenlerden çınlayarak yuvarlanırdı. Karınca bacağı gibi kara ve kıvrık olan kirpiklerinin gölgesinde parlayan yeşil gözlerindeki sevinç, damarlarımdan akıp büyük okyanuslara karışıyordu. Muhteşem geleceğimizi sanatla çoğaltıp içini dilediğimiz gibi boyayacaktık. Kimse karışamayacaktı bize. Ona nasıl göründüğümü bilmiyorum ama ben onu değerli taşlardan yapılmış tacı olan bir prens gibi görüyordum. Bazen de başının üzerinde haleleri olan bir melek. Sonra o korkunç kavganın içine düştük. Natüralist bir sanatçı olan ben, elbette gökyüzünü içinde bembeyaz bulutların sürüklendiği berrak bir maviye boyamak istiyordum. Hatta mümkünse ilerde oturacağımız ev de mavi ve aydınlık olmalıydı. O ise bıçkın bir delikanlı gibi koyu renkler kullanmak, üzerinde kırlangıçlar uçuracağım denizleri, ormanları, gökleri büsbütün karartmak istiyordu. Bense onun “yenilikçi”, karamsar üslubunu hiç anlamıyordum. Her şey oraya kadardı. Ağzından ateş püskürten ejderhalara dönüştü birden. Ani bir hareketle üzerinde boyalarımın olduğu masamı devirip koşarak kaçtı evden. Ve çocukluğumu sarsan, yaşadığım sürece benzer “sarsıntılarda” hafızamı zonklatan korkunç kapı çarpmasıyla ben o gün ilk kez öldüm! Dünyanın bütün bahçeleri soldu, ağaçlar, kuşlar, rüzgârlar dilsiz kaldı. Bulutlar pare pare döküldü toprağa. Gök kubbe yanık bir feryatla çatladı. Bir daha kimse o “resmi” saf, bozulmamış haline döndüremedi. Acı, utanç, pişmanlık, hayal kırıklığı gibi iz bırakan duygusal sarsıntılarda, “ilklerin” sahih diğerlerininse sadece onların tekrarı olduğunu ancak büyünce öğrenebilecektim.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer A. Esra Yalazan Makaleleri:
  1. Bütün insanlar yalancıdır - 09.12.2012
  2. ‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri - 25.11.2012
  3. Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde! - 18.11.2012
  4. Eskiz defterleri ve John Berger - 11.11.2012
  5. ‘Ah’lar Ağacı’nın dili - 04.11.2012
  6. İskenderiye rüyası - 28.10.2012
  7. Sait Faik’le hep yeniden... - 21.10.2012
  8. Genç Pessoa’yı gördüm - 14.10.2012
  9. Savaşın kıyısında bekleyenler - 07.10.2012
  10. Bir edebî saplantı olarak Proust - 30.09.2012
  11. Ölümün sözle imtihanı ve Hans Fallada - 23.09.2012
  12. Alacakaranlıktaki Laura ve Nabokov - 16.09.2012
  13. ‘Mutlu Moskova’ ve iyilik - 09.09.2012
  14. Ah Edip Bey, yine Son/bahar - 02.09.2012
  15. Yazı sarhoşluğu ve Zweig - 26.08.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Gekas’tan transfer açıklaması
  Milliler Almanya’da
  Beşiktaş’ta hoca arayışları sürüyor
  Platini’den spor polisi önerisi
  Beşiktaş 2-1 öne geçti
  Galatasaray’da ayrılık var gibi
  Sadri Şener: Şampiyonluk için geri sayımdayız
  Galatasaray Medical Park finali “Arroyo”: 70-54
  Devlerin Neymar şavaşı
  Fenerbahçe’de kalacak-gidecek listesi
  Kıtanın en büyüğü Bayern
  ASUS, Zenbook Infinity ile Computex 2013’te
  41 MP kameralı Nokia EOS, bir telefondan ötesi
  Belgeler imha edildi Yıldırım kurtuldu
  Yahoo, Tumblr’ı 1.1 milyar dolara satın aldı

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 26.05.2013
‘Aklın yolu bir’ mi
DİK YAZI
Emre USLU - 26.05.2013
İstihbarat savaşının içyüzü
GÜNCEL SANAT DEFTERİ
Adnan Yıldız - 26.05.2013
Gidiş-dönüş: İstanbul-Berlin
KULİS TARAFI
Pelin Cengiz - 26.05.2013
Alkol yasağı: İktidar sarhoşluğu
POP-UP
HIDIR GEVİŞ - 26.05.2013
Bu bir içki yasağıdır
İŞ VE SOSYAL GÜVENLİK DÜNYASI
Ramazan Çanakkaleli - 26.05.2013
Torba kanundaki sosyal güvenlikle ilgili değişiklikler
Editör
Oğuz Karamuk - 26.05.2013
AK Parti halkı neden soydurttu
ARAF'TAN
Amberin Zaman - 26.05.2013
Davutoğlu: El Nusra oradaki bataklığın sonuçlarından biri
DÜNYA GÜNLÜĞÜ
Ceyda Karan - 26.05.2013
İran’da ‘isyankârlar’ ve ‘sapkın akıma’ geçit yok!
ANİDEN
Numan Türer - 26.05.2013
Samet Aybaba görevini başarıyla tamamladı
KÖŞE ÇİZERİ
Tan Oral - 26.05.2013
Çiçek ve teneke çelenk
NE YERSEK OYUZ
Defne Koryürek - 26.05.2013
Marifet‏
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

A. Esra Yalazan - "Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute" başlıklı köşe yazısı
26.05.2013 12:35:33