1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 16 Mayıs 2012 Çarşamba 19:45
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
A. Esra Yalazan KAMERİYE 25.09.2011
A. Esra Yalazan
Eflatun gülhatmiler, Werther ve Goethe
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
A. Esra Yalazan - Eflatun gülhatmiler, Werther ve Goethe A. Esra Yalazan - Eflatun gülhatmiler, Werther ve Goethe A. Esra Yalazan - Eflatun gülhatmiler, Werther ve Goethe A. Esra Yalazan - Eflatun gülhatmiler, Werther ve Goethe A. Esra Yalazan - Eflatun gülhatmiler, Werther ve Goethe A. Esra Yalazan - Eflatun gülhatmiler, Werther ve Goethe A. Esra Yalazan - Eflatun gülhatmiler, Werther ve Goethe A. Esra Yalazan - Eflatun gülhatmiler, Werther ve Goethe
A. Esra Yalazan köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Mevsimlerin mucizevî değişimi, hiçbir şeyin aynı kalmadığını kâinatın kudretli melodisiyle kulağıma fısıldarken hep aynı soruyu soruyorum kendime. Bu geçip gidişler, zaman tünelinin görünmeyen ucuna doğru kayıp yok olmalar, ölüm bilincine rağmen varlığın kendini her koşulda taze tutabilmesi, tabiatın soyunması sonra tekrar usulca giyinmesi...; Bu ebedi senfoninin mutlaka efsunlu bir sırrı olmalı. Hayatın acılaşmasını unutturan ahengin kalplerimizde derin bir karşılığı var herhalde. Yoksa nasıl dayanırdık insanı olgunlaştırmasına rağmen parçalayan onca acıya, yoksulluğa, sevgisizliğe, savaşa, haksızlığa...


Kuruyan nehir yatağında her seferinde başka türlü kabaran hayatın genişliğinde kaybolmamak, zamanın dip akıntısında sürüklenmemek için sağlam köklere ihtiyacımız var. Ancak öyle güçlü bir umutla kaybolmuş hatıralarımızı, hayallerimizi diriltebiliyoruz.
Oyalanmak için geleceğimize ipotek koyup, amaçlar uyduruyoruz bazen. Okul bitecek, çocuk büyüyecek, ev alınacak, kitap yazılacak, daha çok para kazanıp seyahat edilecek... Yorgun ruhumuzu böyle avutarak hayatımızın akışını kontrol edebileceğimizi sanıyoruz. Hâlbuki o karmaşık görüntüsünün ardında nasıl da basit ve sade bir döngüsü var yaşamın. Doğuyoruz, yaşıyoruz ve ‘sonlu’ bir varlık olmanın bilgisiyle, kısa bir süre misafirlik ettiğimiz bu diyarlardan başka âlemlere kanatlanıyoruz.

 


Böyledir güz günleri...

Bulutların oyunlarıyla parçalanan ışık huzmelerinin sarı tozlu sokakları, dev çınarları, solgun yüzleri, yaralı kedileri şöyle bir okşayıp geçtiği, gölgelerin yavaştan uzadığı sonbaharın hazzı çok sevmeseniz de içinizi kıpırdatıyor, biliyorum. Böyledir güz günleri. Onu sevmeyene bile ihanet etmez. Yeniliğin, dirilişin habercisidir çünkü o. Siz incecik yağmurların boşlukta savruluşunu seyrederken, o aydınlık bir güne uyanma ihtimalini hatırlatır. Ya da güneşin mahallenin bütün kızlarıyla kırıştıran serseri bir delikanlı edasıyla şımarttığı bir günün sonunda, ansızın kehribar rengine bürünen gökler, bakışlarınızı kesif bir hüzün duygusuyla kuşatır. Sabah evden çıkarken ona güvenmeyen kadınlar çantalarına bir şal atar. Çocuklar bellerine hırka bağlar. Erkekler işaret parmağına taktıkları ceketlerini omuzlarında dolaştırır sokaklarda. Tekinsizliğiyle güzeldir sonbahar.

Değişimin bu munis iklimi, benim buğulu ruhuma da sirayet etti. Bir gün hâlâ bu dünyanın küçük bir parçası olduğum için şükrederek uyanıyorum, ertesi gün her geçen an biraz daha eksildiğimi düşünüp kederleniyorum. Mutluluğun ve mahzunluğun aynı anda tezahür eden karmaşasıyla eve dönerken, rüzgârlarla savrulan gülhatmi ağaçlarının eflatun çiçeklerini topluyorum. Ve nedense zihnimde hep buruk mısralar yankılanıyor: “Yağmur bu kadar inceyken/ Ağır açan bir gül kadar hafifken merhamet/ Ölüm çok ağır Allah’ım, Ölüm çok ağır affet!”(*)


Goethe’nin İlk Aşkı
filminin afişiyle böyle bir anda karşılaştım. Ve o zaman tünelinde hızla ‘başlangıcıma’ doğru kaymaya başladım. Genç Werther’in Acıları’nı okuduğumda düpedüz gençtim. O kitapla buluştuktan sonra –biraz da uydurulmuş bir acıya tutunarak– bu dünyayı terk etmek isteyen bütün gençler gibi asi bir ölümün soylu olabileceğine samimiyetle inanmıştım. Aşkın melankolisi, ‘romantik kahramanın’ hayata meydan okuyan isyanı, gençliğin hırçın deliliğine çok yakışıyordu. Kitabı tanıyanlar, o romanın meşhur olduğu yıllarda (1774) kıtada artan intihar söylentilerini bilir. O acıklı hikâyeden ziyade bu türden kışkırtıcı bir bilginin sunulması da okuyanı derinden etkiliyordu sanırım.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer A. Esra Yalazan Makaleleri:
  1. Varoluş sancısı, vicdan ve A. Camus - 13.05.2012
  2. Aşkın kuytusunda tenha bir kadın; Clara Schumann - 06.05.2012
  3. Özür - 29.04.2012
  4. ‘Molière Efendi’, yasaklar ve Bulgakov - 22.04.2012
  5. Varlığın bütün yüzleri ve Şeyhmus Dağtekin - 15.04.2012
  6. Yoksulluğun devleri, ‘Fil’ ve Elio Vittorini - 08.04.2012
  7. Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’... - 01.04.2012
  8. ‘Mavi Uzaklar’dan Herman Hesse’ye mektup var... - 25.03.2012
  9. - - 18.03.2012
  10. Gezgin yazarlar ve erken bahar... - 11.03.2012
  11. Sevilenler, sevemeyenler ve Carson McCullers - 04.03.2012
  12. Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute - 26.02.2012
  13. Sırların sesi ve Tayeb Salih - 19.02.2012
  14. Zweig’ın içinden çıkan Montaigne - 12.02.2012
  15. ‘Sur Kenti Hikâyeleri’, merhamet ve Ali Ayçil - 05.02.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Bir hükümeti kuramadılar
  Elektronik devleri TV için birleşecek
  Yapı Kredi hizmette ‘engel’ tanımıyor
  Avea, 800 engelliyi iş sahibi yapacak
  Ziraat’in ilk çeyrek kârı 658 milyon TL
  Her türlü çabayı göstermeliyiz
  İtalyan bankalarına Moody’s tırpanı
  İtalyan ve Yunan anarşist işbirliği
  Anlaşma demokrasi için tehdit
  Facebook hisse satış fiyatını yükseltti
  Daha sıkı kurallara ihtiyacımız var
  Büyüyen kriz çocukları da etkiliyor
  Avro Bölgesi ilk üç ay yerinde saydı
  İstanbul kira artışında liderliği elinde tutuyor
  Merkel ve Sarkozy tümüyle başarısız

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 16.05.2012
Pardayanlar
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
BAKIŞ ACISI
Lale Kemal - 16.05.2012
Arınç sahip çıkıyor, medya nerede
AÇILIM
Emre Uslu - 16.05.2012
Bu da PKK’nın yeni stratejisi...
MEO VOTO
Mithat Sancar - 16.05.2012
Medeniyet kaybından toplumsal çözülmeye
SOLDUYU
Roni Margulies - 16.05.2012
Minibüsçüler, Atatürk ve AK Parti
TELESİYEJ
Telesiyej - 16.05.2012
Cem Özer çıktı meydane, sözleri birbirinden merdane!
GÜNDEM DIŞI
Bülent Şirin - 16.05.2012
Fanatizm değil, kimlik sorunu
KOZMİK KÖŞE
Mehmet Baransu - 16.05.2012
Güle güle Demirören...
SAĞLI SOLLU
Gürbüz Özaltınlı - 16.05.2012
Kültür savaşları
DÜNYA PİYASALARI
Abdullah Karatash - 16.05.2012
Avrupa endişesi gittikçe artıyor
PARALEL HAYATLAR
Levent Yılmaz - 16.05.2012
Kültür popüler ise, demokrasi topaldır totemi
HÜR VE HESAPSIZ
Sedat Tunalı - 16.05.2012
Behzat Ç. göreve!
CADININ BOHÇASI
Esmeray - 16.05.2012
Terörist travesti...
ŞARZÖR
Ayça Şen - 16.05.2012
Güneş balçıkla sıvandı
SARHOŞ SAYDAMLIK
Solmaz Kamuran - 16.05.2012
Şarabın ve yazının gizemi
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

A. Esra Yalazan - "Eflatun gülhatmiler, Werther ve Goethe" başlıklı köşe yazısı
16.05.2012 19:45:11