1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 20 Haziran 2013 Perşembe 11:37
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
A. Esra Yalazan KAMERİYE 17.06.2012
A. Esra Yalazan
Gece yolculukları ve C. Zarifoğlu
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
A. Esra Yalazan - Gece yolculukları ve C. Zarifoğlu A. Esra Yalazan - Gece yolculukları ve C. Zarifoğlu A. Esra Yalazan - Gece yolculukları ve C. Zarifoğlu A. Esra Yalazan - Gece yolculukları ve C. Zarifoğlu A. Esra Yalazan - Gece yolculukları ve C. Zarifoğlu A. Esra Yalazan - Gece yolculukları ve C. Zarifoğlu A. Esra Yalazan - Gece yolculukları ve C. Zarifoğlu A. Esra Yalazan - Gece yolculukları ve C. Zarifoğlu
A. Esra Yalazan köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Gece yolculukları ve C. Zarifoğlu

Hafif bir esintiyle melekler gibi salınan tüllerin kırlangıçlara ahenkli dansını seyrederken uyumuşum. Rüyamda kimbilir hangi kitaptan süzülüp bilincimin kıvrımlarına yerleşen “mavi rüzgâr çiçeklerini” görüyorum. Toprağın yaz yağmurlarıyla kabarıp kirazları buğulandırdığı bir ikindi vaktinde, gölün ortasında yüzen bir kameriyedeyim. Saf ipekten kâğıtlara mektup yazıyorum. Kime göndereceğimi bilmiyorum. Etrafta kimse yok. Çiçekler çıtırdayan yosun sessizliğine ışıldayarak eşlik ediyor. Eğilip bir tanesine dokunacak gibi olduğumda benden kaçar gibi uzaklaşıyorlar. Bunu yapmaktan yorulduğumda vahşi bir martı çığlığıyla ürpererek uyanıyorum.

Leyla, bu dünyaya gözünü açtığından beri birlikte yaşadığı ihtiyar “okuma tahtını” bana hediye etti. O günden beri üzerine uzanıp okurken bildiğim hayattan uzaklaşıyorum. Bazen okumaktan ölesiye sıkıldığımda ona basit hikâyeler anlatıyorum. O bir yazarla yaşamaya alışık olduğundan belki anlattıklarıma pek aldırmıyor, sükûnetle dinliyor sadece.

Geçenlerde ona dedim ki; hayatın başka hiçbir rahatlığa benzemeyen yatay bir hâli var. İçine “kocaman” bir ömrü, masalları, karmakarışık duyguları, sana artık büsbütün yabancı duranları, geçmişini, batıp çıktığın hülyaları, hatta müphem geleceğini sığdırabilirsin. Olgunlaşınca toprağa düşüp çatlayan narlar gibi dağıtırsın ortalığa biriktirdiğin ne var ne yoksa. Sonra bir gün ansızın yorulursun o genişlikten, savrulmalardan. Dönüp nicedir ihmal ettiğin ağrılarını kucaklamak istersin o vakit. Yazının, sevmenin, sabretmenin, beklemenin ketum damarına dönersin yine. Alışmak zehirlidir hem. Bazen insan sevdiği için değil alışkanlığın kör tutsaklığından vazgeçemediği için değiştiremez hayatını.

Sonra bir an gelir, sana ismini “gece yolculuklarının” şifasıyla bağışlayan özel bir günde, çoktandır dalıp gittiğin tozlu dalgınlığını henüz anlam veremediğin mucizevî bir işaret dağıtıverir.

Bu türden buruk dönemeçlerde, biraz sert ama merhametli sesiyle Cahit Zarifoğlu tutsun istersin elinden. Her sene ölüm yıldönümünde mezarı başında söylenenlerle teselli bulamazsın. Hayatın bütün gerçekliğini üç kelimeyle yırtıp geçen “şiir” üzerine ne diyebilirsin ki? O kalbinin çekirdeğine asırlarca evvel yerleşmiş kadim duyguları biraz hırpalayarak, ama kelimeleri eskitmeden söyleyivermiştir işte:

          Aşk çocuklar parlayınca görülen ışıklardır
          Işık yüreğe varınca yorulur çeşmeler
          Aşığın avuç açıp doldurduğu sularla
          Ki ölenler vardı sularla küçüklüğümün oralarda
          Elim yarım ve bilgisiz uzanarak
          her şeyim çocukluğum...

Dedikleri gibi kapalıdır. Ama şiirinin sesiyle ruhu arasına çektiği koyu bir perde değildir o, kendi ulaşılmazlığının üzerine kapanır. “Sevmek de yorulur. Bir adam, bir kadın var içimde anladım” der, mesela. Yorulmaz mı? Hem keşke bir sevmek yorulsa. Sevilmek de usanır.  Yazı soldan sağa, sağdan sola topallayarak volta atmaktan bezdiğinde, böyle yokuş aşağıya devrilmek de ister.

Ve çaresizliğin bile kendinden yorulduğu böyle hakiki anlarda, kelimelere can suyu veren benzersiz bir şair, öksüz kardeşinin saçlarını okşar gibi fısıldar kulağına: 

          Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan
          Geçerdi babam
          Başında yağmur halkaları
          ... Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde
          Daha ilk güzelliğinde
          Alnını iki dağın arkasına germiş
          Bir devin göğsüne benzer
          Göğsünden dualar geçermiş...

“İşaret Çocuklarının” ruh kardeşliği tılsımlıdır. Onu sevenlerin göğsünden dualar dalgalanarak geçer. İnsanın safiyetine kavuşmak için mana âlemlerinde göğe yükselerek, kendi semasına doğru yolculuk yapacağı kutsal bir gecenin sabahında, şairi anmamda bir hikmet vardır elbet. Yoksa her defasında ilk kez görüyormuşum gibi bakakaldığım mısralar, neden parmak uçlarımı kâğıt kesiği gibi sızlatsın: 

          Ve elbet
          Gözlerin sularından çekilince
          ürkek bir ceylanla anlaşırım
          yüzünün çok yakını olan bir limana
          dilinin ve ağzının verdiği baş dönmesinde
          bahçeni tutan tavşanlara sığınırım...

Sonra benim gibi gün boyu “okuma tahtının” penceresinden dünyayı seyrederken isimlerin anlam katmanlarını, seninle yaşlanmalarını düşünürsün; Yıllar evvel, varmayı değil beklemeyi seven Sabahat Hanım, “İsra” suresini okurken, “Bu çocuğun adı Esra olsun” deyivermiş. Minnetle kabullenmişler. Sen de belki benim gibi tohumunun yeryüzüne saçılan izlerini takip eder, ışıklı bir Miraç Kandili sabahında, o “alametleri” görürsün. O’nun şiirdeki, kelamdaki, eşyadaki, ılık bir meltemdeki varlığını kalple hissedersin.

Böyle sabahlarda Zarifoğlu’nun “karanlığına” ışık tutan duygu parçacıklarıyla arınırısın dünyanın kirinden pasından. Kendinle hayal gücün arasındaki mesafeyi kısaltır o. Halil Cibran, “Bir şiiri yazabilme gücüyle, yazılmamış bir şiirin yarattığı coşku hâli arasında seçim yapmam gerekseydi, coşku hâlini seçerdim. Şiir duygusunun özü budur” demiş.

İşte o an, iki kelam ustasını aynı âna sığdırdığın biricik andır: ...Ah şu yalnızlık/ kemik gibi/ ne yöne dönsen batar” mısraını yazan şairin kıvılcımlanmasını hissedersin. Henüz yazılmamış şiirin, yazının, kaderin gizli hazzı bildiğin başka hiçbir şeye benzemez. Sen bunu zaten çok içerden bilirsin.

(Şiirler, Cahit Zarifoğlu, Beyan Yayınları)

aesrayalazan@gmail.com

 

Diğer A. Esra Yalazan Makaleleri:
  1. Bütün insanlar yalancıdır - 09.12.2012
  2. ‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri - 25.11.2012
  3. Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde! - 18.11.2012
  4. Eskiz defterleri ve John Berger - 11.11.2012
  5. ‘Ah’lar Ağacı’nın dili - 04.11.2012
  6. İskenderiye rüyası - 28.10.2012
  7. Sait Faik’le hep yeniden... - 21.10.2012
  8. Genç Pessoa’yı gördüm - 14.10.2012
  9. Savaşın kıyısında bekleyenler - 07.10.2012
  10. Bir edebî saplantı olarak Proust - 30.09.2012
  11. Ölümün sözle imtihanı ve Hans Fallada - 23.09.2012
  12. Alacakaranlıktaki Laura ve Nabokov - 16.09.2012
  13. ‘Mutlu Moskova’ ve iyilik - 09.09.2012
  14. Ah Edip Bey, yine Son/bahar - 02.09.2012
  15. Yazı sarhoşluğu ve Zweig - 26.08.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Bugün bütün müzikler barok
  Vassily Kandinsky piyasada ne eder
  Kitaplarla yaşıyoruz
  Lopez de madenci oldu
  Adalet terazisine sığan filmlere çağrı
  Kalbim Balat’ta kaldı
  Çok yönlü bir sanat ustasını kaybettik
  Backstreet Boys yeni albümle geri dönüyor
  Berlin Film Festivali de kayıtsız kalamadı...
  Cama üfleme sanatı
  Yüksek Sadakat’tan Gezi Parkı’na destek
  Sanat hamisinden aile içi şiddet
  Mikrofonla hayranına vurdu
  Diziden kazandığını ticarete yatırdı
  İskandinavlardan caz havası

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
DİK YAZI
Emre USLU - 20.06.2013
O MİT’çi Reyhanlı’dan çıktı
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 20.06.2013
Rusyalaşmanın bedeli
-
Dengir Mir Mehmet Fırat - 20.06.2013
Düne bakarak bugünü anlamak (5)
ÖZTÜRK’ÇE
Nurullah Öztürk - 20.06.2013
Aslında kim, nasıl kazanıyor
AÇIK KAPI
Ümit Kardaş - 20.06.2013
Sivil itaatsizlikle tanışan Türkiye
SOSYAL BOYUT
Mustafa Paçal - 20.06.2013
Demokrasi ve Gezi dersleri...
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

A. Esra Yalazan - "Gece yolculukları ve C. Zarifoğlu" başlıklı köşe yazısı
20.06.2013 11:37:49