1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 16 Mayıs 2012 Çarşamba 19:54
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
A. Esra Yalazan KAMERİYE 23.10.2011
A. Esra Yalazan
Sıradan hayatların usta anlatıcısı; Behçet Çelik
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
A. Esra Yalazan - Sıradan hayatların usta anlatıcısı; Behçet Çelik A. Esra Yalazan - Sıradan hayatların usta anlatıcısı; Behçet Çelik A. Esra Yalazan - Sıradan hayatların usta anlatıcısı; Behçet Çelik A. Esra Yalazan - Sıradan hayatların usta anlatıcısı; Behçet Çelik A. Esra Yalazan - Sıradan hayatların usta anlatıcısı; Behçet Çelik A. Esra Yalazan - Sıradan hayatların usta anlatıcısı; Behçet Çelik A. Esra Yalazan - Sıradan hayatların usta anlatıcısı; Behçet Çelik A. Esra Yalazan - Sıradan hayatların usta anlatıcısı; Behçet Çelik
A. Esra Yalazan köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Sıradan hayatların usta anlatıcısı; Behçet Çelik

Kristal vazoya itinayla yerleştirdiğim güllerin değişimini bir ayine eşlik eder gibi izliyorum günlerdir. Kanatları kınaya batmış bir kelebek misali parlayan yaprakları büsbütün kurudu. Oysa henüz açılmamış minik tomurcukların döngüsünü ağırdan tamamlayabilmesi için her gün sularını değiştirip, saplarını kesiyordum. Ama olmadı işte; o güller yüzünü bana göstermedi. Bazen çok arzuladıklarımızı da böyle kavuşamadan kaybederiz. Hiç gerçekleşmeyeceğini bildiğimiz bir hayalin, hata olduğunu en başından beri ürpertiyle hissettiğiniz bir ‘maceranın’ peşinden koşar dururuz. Umut ederek yaşamaya devam etmek ruhu sağaltır, diri tutar çünkü ama aynı zamanda insanı tahayyül bile edemeyeceği uçurumlara da sürükleyebilir.

Kendine karşı dürüst olduğunu sananlar, “Onu –o her neyse– çok istediğim halde, buna cesaret edememek utandırırdı beni” diye avutabilir kendini ama gerçekte bu mücadelenin ne kadar süreceğini bilemez. Bir gün, bir ay, yirmi yıl ya da koca bir ömür. İnsanın kendi iradesiyle sevmeye, arzulamaya karar verip, tercihlerinden istediği vakit vazgeçememesi en ıstırap verici çelişkilerinden birisi. O sıkışmışlık hissinden kurtulmak için fazla kıpırdamadan geleceği tersine çevirmek, hükmedemediğimiz kaderimizi değiştirmek isteriz. Yapamayınca, ışık kırılmalarıyla denizin dibinde farklı görünen yosunlara, balıklara, taşlara bakar gibi seyrederiz başımıza gelenleri. Çok çekici ve aynı zamanda çok acıtan bir yanılsama bu. ‘Şimdiki an’ bilincini yitirip kalabalığın uğultusunda kaybolmak... Kâbuslarda dili tutulanlar gibi hayatın içinde yalnızlaşmak... Susmak, sessizlikle çoğalmak, konuşarak eksilmek, ürkek bakışları dünyanın gözlerinden biteviye kaçırmak...

 


Çıkarılamayan bir kıymık gibi...

Bir eylem olarak yazmak, onca gösterişli tariften evvel bu korkunç savrulmaları teselli edebilen bir ‘kurtuluş’ ihtimali. Hayal kırıklığını, pişmanlıkları, bir türlü olamamışlığımızı, suçluluğumuzu, hissiyatla çürüyen dil arasındaki soğuk mesafeyi kelimelerin kudretiyle aşabilme çabası belki de bazılarımızı kurtaran. Dilimizin sınırları, tasavvur ettiğimiz hayatın sınırlarını da belirliyor. İnsanın kendini yaratma dürtüsünü anlatan Randall, “’Ruh yaratma vadisinde’ yaşamadığımız tek bir an yoktur, çünkü ruhlarımızı sürekli yeniden hikâyeleştiririz” diyordu. Hikâye de, hayat da durağan kalmıyor. Denize akan ırmaklar gibi genişleyerek çoğalıyor. Her an istemeden biriktiriyoruz. Anlam ifade etmeyen sesleri, zihnimizi parçalayan görüntüleri, hayatın acımasızlığına tercüme edemediğimiz kelimeleri, yürekle aklın savaşından yorulan duyguları... Biraz da onların üst üste yığıldığı anlam katmanlarından doğuyor edebiyat.


Hikâye edilen ‘ânın’ dışına çıkıp samimiyetle içerde durabilmek bir yazar için pek kolay değildir; neyse ki yaşadıklarını yeniden hikâyeleştirme ve hayata yazarak tahammül edebilme eşikleri oldukça yüksek. Yoksa bu iki dünya arasındaki ‘boşluğa’ nasıl dayanırlardı?
Bazen hayatla hikâyenin kesişme noktasında garip meraklara düşüyorum. Kişiliğimizi şekillendiren, kendimizi, hayallerimizi, acılarımızı, umutlarımızı, yenilgimizi hikâye etme biçimimiz mi acaba?

Beni bu düşünceler nehrinde kendime doğru sürükleyen Behçet Çelik’in birkaç gün evvel ‘Haldun Taner’ öykü ödülü alan hikâye kitabı Diken Ucu oldu. Kitaba ismini veren hikâye, vaktiyle yakın hisseden iki insanın tükenişini kahramanın dingin ve ironik iç sesiyle anlatıyor: “İnsan yirmi yıl bir başkasını diken ucu gibi taşır mı içinde? Görmese, aramasa bile.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer A. Esra Yalazan Makaleleri:
  1. Varoluş sancısı, vicdan ve A. Camus - 13.05.2012
  2. Aşkın kuytusunda tenha bir kadın; Clara Schumann - 06.05.2012
  3. Özür - 29.04.2012
  4. ‘Molière Efendi’, yasaklar ve Bulgakov - 22.04.2012
  5. Varlığın bütün yüzleri ve Şeyhmus Dağtekin - 15.04.2012
  6. Yoksulluğun devleri, ‘Fil’ ve Elio Vittorini - 08.04.2012
  7. Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’... - 01.04.2012
  8. ‘Mavi Uzaklar’dan Herman Hesse’ye mektup var... - 25.03.2012
  9. - - 18.03.2012
  10. Gezgin yazarlar ve erken bahar... - 11.03.2012
  11. Sevilenler, sevemeyenler ve Carson McCullers - 04.03.2012
  12. Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute - 26.02.2012
  13. Sırların sesi ve Tayeb Salih - 19.02.2012
  14. Zweig’ın içinden çıkan Montaigne - 12.02.2012
  15. ‘Sur Kenti Hikâyeleri’, merhamet ve Ali Ayçil - 05.02.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Bir hükümeti kuramadılar
  Elektronik devleri TV için birleşecek
  Yapı Kredi hizmette ‘engel’ tanımıyor
  Avea, 800 engelliyi iş sahibi yapacak
  Ziraat’in ilk çeyrek kârı 658 milyon TL
  Her türlü çabayı göstermeliyiz
  İtalyan bankalarına Moody’s tırpanı
  İtalyan ve Yunan anarşist işbirliği
  Anlaşma demokrasi için tehdit
  Facebook hisse satış fiyatını yükseltti
  Daha sıkı kurallara ihtiyacımız var
  Büyüyen kriz çocukları da etkiliyor
  Avro Bölgesi ilk üç ay yerinde saydı
  İstanbul kira artışında liderliği elinde tutuyor
  Merkel ve Sarkozy tümüyle başarısız

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 16.05.2012
Pardayanlar
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
BAKIŞ ACISI
Lale Kemal - 16.05.2012
Arınç sahip çıkıyor, medya nerede
AÇILIM
Emre Uslu - 16.05.2012
Bu da PKK’nın yeni stratejisi...
MEO VOTO
Mithat Sancar - 16.05.2012
Medeniyet kaybından toplumsal çözülmeye
SOLDUYU
Roni Margulies - 16.05.2012
Minibüsçüler, Atatürk ve AK Parti
TELESİYEJ
Telesiyej - 16.05.2012
Cem Özer çıktı meydane, sözleri birbirinden merdane!
GÜNDEM DIŞI
Bülent Şirin - 16.05.2012
Fanatizm değil, kimlik sorunu
KOZMİK KÖŞE
Mehmet Baransu - 16.05.2012
Güle güle Demirören...
SAĞLI SOLLU
Gürbüz Özaltınlı - 16.05.2012
Kültür savaşları
DÜNYA PİYASALARI
Abdullah Karatash - 16.05.2012
Avrupa endişesi gittikçe artıyor
PARALEL HAYATLAR
Levent Yılmaz - 16.05.2012
Kültür popüler ise, demokrasi topaldır totemi
HÜR VE HESAPSIZ
Sedat Tunalı - 16.05.2012
Behzat Ç. göreve!
CADININ BOHÇASI
Esmeray - 16.05.2012
Terörist travesti...
ŞARZÖR
Ayça Şen - 16.05.2012
Güneş balçıkla sıvandı
SARHOŞ SAYDAMLIK
Solmaz Kamuran - 16.05.2012
Şarabın ve yazının gizemi
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

A. Esra Yalazan - "Sıradan hayatların usta anlatıcısı; Behçet Çelik" başlıklı köşe yazısı
16.05.2012 19:54:56