1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 16 Mayıs 2012 Çarşamba 19:57
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
A. Esra Yalazan KAMERİYE 18.12.2011
A. Esra Yalazan
Zamanın saf kırılışları ve Robert Walser
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
A. Esra Yalazan - Zamanın saf kırılışları ve Robert Walser A. Esra Yalazan - Zamanın saf kırılışları ve Robert Walser A. Esra Yalazan - Zamanın saf kırılışları ve Robert Walser A. Esra Yalazan - Zamanın saf kırılışları ve Robert Walser A. Esra Yalazan - Zamanın saf kırılışları ve Robert Walser A. Esra Yalazan - Zamanın saf kırılışları ve Robert Walser A. Esra Yalazan - Zamanın saf kırılışları ve Robert Walser A. Esra Yalazan - Zamanın saf kırılışları ve Robert Walser
A. Esra Yalazan köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Zamanın saf kırılışları ve Robert Walser

İsmi “hayat ışığı” anlamına gelen asırlık hastanenin bahçesinde, zaman bilincini yitirmiş bir meczup misali dalgın bir hayranlıkla izlediğim tabiatın deruni sükûnetinde hissetim o kırılmayı. Geçen sene başka bir vesileyle gelip altında oturduğum ihtiyar salkımsöğüt, akıp giden mevsimlere, hayatın debdebesine, süratle değişen manzaralarına, yanından geçip giden insanların aldırışsızlığına inat ak saçlarını öylece toprağa salmış Boğaz’a bakıyordu. Sislerin arasından süzülen huzmelerin munis denizle oynaşması ikimizin de muhayyilesini kışkırtmaya çalıştı ama işe yaramadı. Bir balıkçı motorunun tıpırtısı sessizliği delip geçti. Hemşireler, sedefli bir aydınlığın içinde neşeyle şakıyan kuşlar gibi uçuştular.

Caddeden gelen korna sesleri, çocuk çığlıkları, simitçinin kelimeleri sündüren yanık sesi, ezanın titreyerek gök kubbeye yükselen tınısı, telaşla koşturan insan gürültüsü, hepsi birer birer uzaklaştı. Yakınlardaki bir kilisenin çanları son kez boşlukta yankılandı ve sonra dünya büsbütün sustu. Deniz kuşları da... Zamanın kadere hükmeden gücü tükendi sanki. Bir daha bahar gelmeyecekti. Ormanlar uğuldamayacaktı. Şafak çiyleri çimlerin üzerinde solgun inciler gibi parlamayacaktı. Bizi kimse fark etmeyecekti zaten artık bunun bir önemi de yoktu. Soğuk bir mağara gibi kararan bilincim yırtılarak ikiye bölünmüştü ve ağacımla ben bildiğimiz dünyadan hızla uzaklaşıyorduk. O “kopuş” ânında bana kendimi öylesine çaresiz ve “kaybolmuş” hissettiren duygunun ne olduğunu düşündüm sonra. Bilincimizin katmanlarında, bazen çok yoran bu hayata katlanmamızı sağlayan dönüşümün sağaltıcı kudreti var. İçinde bulunduğumuz zaman eskiyip çatlamaya başladığında iradi olmayan bir güç bizi aklın sınırlarına doğru çekip kalp zamanımızı da yeniliyor. O vakit her yeni günün bir lütuf olduğuna inanıyoruz. Buna inanarak hayata tutunabileceğimizi biliyoruz. Tekâmül edebilmek için tabiata, inançlarımıza, sevginin büyüsüne, hatta en derin acılarımıza, talihsizliğe bile teslim oluyoruz. Mecbur olduğumuz için değil, hareketsizliğin, gelecek tahayyülünü kaybetmenin bizi hepten yok edeceğini bildiğimiz için acı çekiyor böylece “şimdiki ânı” hissederek çürüdükten sonra tekrar yenileniyoruz. Bunun da bir lütuf olduğunu seziyoruz çünkü.

 


Milimetrik harflerle anlam kazımak

En kötüsü “hiçleşmenin” o karanlık kuyusuna düşmek galiba. Varlığın zıddıyla mümkün olduğuna inanan bakışı yitirip dona kalmanın tekinsizliği, zihnin kristalleşememesi, bilincin puslanması tehlikeli bir tükenişi işaret ediyor. Peki, “gidip dönülmeyen” o yolculuktan kurtulamayanlar katlanamadıkları için mi zamanın geniş atlasında kaybolmuşlardı. Çok geç keşfettiğim Robert Walser, benliğinin karanlık odasına nasıl teslim olmuştu. Onu gerçeklikten uzaklaştıran kalem gıcırtısına tutsak olmasının sebebi neydi?


O gün hastanenin bahçesinde Walser’in ilk romanı Tanner Kardeşler’i okurken hem iç sesi bu kadar güçlü bir yazarla tanışmış olduğum için hem de onun gibi bu dünyaya yabancılaşmanın neye benzediğini kısa bir süre için de olsa hissedebildiğim için ürperdim
. 1878 İsviçre doğumlu yazar, elli yaşına kadar aralıklarla da olsa şiir, öykü ve roman yazarak gerçekliğine tutunmuş. Sonrası herkes için kayıp. Hayatının son yirmi altı senesini 1956’da ölünceye kadar Harisau’da bir akıl hastanesinde geçirmişti. Onun bir daha hiç yazmadığını sanmışlar ama ölümünden sonra bulunan el yazmaları ipeksi ağlarıyla ördüğü kozasındaki kıvrımlı ruh karmaşasını gösteriyor. O yazmaların orijinalini görmek isterdim doğrusu. Mikrogram diye bilinen bir yazma biçimi keşfetmiş.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer A. Esra Yalazan Makaleleri:
  1. Varoluş sancısı, vicdan ve A. Camus - 13.05.2012
  2. Aşkın kuytusunda tenha bir kadın; Clara Schumann - 06.05.2012
  3. Özür - 29.04.2012
  4. ‘Molière Efendi’, yasaklar ve Bulgakov - 22.04.2012
  5. Varlığın bütün yüzleri ve Şeyhmus Dağtekin - 15.04.2012
  6. Yoksulluğun devleri, ‘Fil’ ve Elio Vittorini - 08.04.2012
  7. Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’... - 01.04.2012
  8. ‘Mavi Uzaklar’dan Herman Hesse’ye mektup var... - 25.03.2012
  9. - - 18.03.2012
  10. Gezgin yazarlar ve erken bahar... - 11.03.2012
  11. Sevilenler, sevemeyenler ve Carson McCullers - 04.03.2012
  12. Aşkın çocukluğu ve Ana Maria Matute - 26.02.2012
  13. Sırların sesi ve Tayeb Salih - 19.02.2012
  14. Zweig’ın içinden çıkan Montaigne - 12.02.2012
  15. ‘Sur Kenti Hikâyeleri’, merhamet ve Ali Ayçil - 05.02.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Bir hükümeti kuramadılar
  Elektronik devleri TV için birleşecek
  Yapı Kredi hizmette ‘engel’ tanımıyor
  Avea, 800 engelliyi iş sahibi yapacak
  Ziraat’in ilk çeyrek kârı 658 milyon TL
  Her türlü çabayı göstermeliyiz
  İtalyan bankalarına Moody’s tırpanı
  İtalyan ve Yunan anarşist işbirliği
  Anlaşma demokrasi için tehdit
  Facebook hisse satış fiyatını yükseltti
  Daha sıkı kurallara ihtiyacımız var
  Büyüyen kriz çocukları da etkiliyor
  Avro Bölgesi ilk üç ay yerinde saydı
  İstanbul kira artışında liderliği elinde tutuyor
  Merkel ve Sarkozy tümüyle başarısız

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 16.05.2012
Pardayanlar
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
BAKIŞ ACISI
Lale Kemal - 16.05.2012
Arınç sahip çıkıyor, medya nerede
AÇILIM
Emre Uslu - 16.05.2012
Bu da PKK’nın yeni stratejisi...
MEO VOTO
Mithat Sancar - 16.05.2012
Medeniyet kaybından toplumsal çözülmeye
SOLDUYU
Roni Margulies - 16.05.2012
Minibüsçüler, Atatürk ve AK Parti
TELESİYEJ
Telesiyej - 16.05.2012
Cem Özer çıktı meydane, sözleri birbirinden merdane!
GÜNDEM DIŞI
Bülent Şirin - 16.05.2012
Fanatizm değil, kimlik sorunu
KOZMİK KÖŞE
Mehmet Baransu - 16.05.2012
Güle güle Demirören...
SAĞLI SOLLU
Gürbüz Özaltınlı - 16.05.2012
Kültür savaşları
DÜNYA PİYASALARI
Abdullah Karatash - 16.05.2012
Avrupa endişesi gittikçe artıyor
PARALEL HAYATLAR
Levent Yılmaz - 16.05.2012
Kültür popüler ise, demokrasi topaldır totemi
HÜR VE HESAPSIZ
Sedat Tunalı - 16.05.2012
Behzat Ç. göreve!
CADININ BOHÇASI
Esmeray - 16.05.2012
Terörist travesti...
ŞARZÖR
Ayça Şen - 16.05.2012
Güneş balçıkla sıvandı
SARHOŞ SAYDAMLIK
Solmaz Kamuran - 16.05.2012
Şarabın ve yazının gizemi
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

A. Esra Yalazan - "Zamanın saf kırılışları ve Robert Walser " başlıklı köşe yazısı
16.05.2012 19:57:00