"Pazar” diyenin, “dünya çapında” hareket etmek isteyenin, dünyada geçerli kuralları da kabul etmesi lazım.
Oyunun kuralı bu.
Oysa Çin, bu kuralı devamlı reddederek Batı dünyasını ürkütüyor.
Pekin, bir yandan büyük uluslararası kuruluşlara ve dünya pazarına dâhil olmak, diğer yandan da bunu kendi kurallarıyla yapmak istiyor.
Pekin’deki komünistlerin artık tamamen evrenselliğe karşı olduğunu söylemek mümkün.
Kötü mü bu?
Çin gibi, farklı kültürlere sahip halkların farklı hareket etmesi olanaklı olmamalı mı?
Sadece siyasi ahlâkı ilgilendiren insan hakları konusunda bile, bunun yanıtı “hayır!”.
Bir de reel politikaya bakalım.
Örneğin, iklim değişikliği ya da internet konusunda Batılı politikacılar evrensel çıkarların ulusal egemenlikten önde geldiğini söylüyor.
Çin gibi, üstelik dünyanın fabrikası olarak iklime ve doğal çevreye muazzam zarar veren büyük bir ülke bu alanda sorumluluktan kaçamaz.
Eğer Çin, karbondioksit salınımı konusunda dünya çapında bir uzlaşmaya katılmazsa, bu hepimizin sorunu olur.
İnternette durum biraz daha karışık.
Herkes, internetin herkese açık olduğundan hareket ediyordu.
2010 yılında Google şirketi sansür nedeniyle Çin’i terk ettiğinde Pekin’de eleştirel bir konuşma yapan Hillary Clinton, interneti, dünya çapında aynı kurallara tabi olmadığı takdirde ticaret ve iletişimin felç olacağı, “dünyanın yeni sinir sistemi” olarak tanımlıyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.