Aslında bu Sarkozy’nin saçmalığı başta AKP olmak üzere bütün partilerin pek işine geliyor.
Fransa’nın “soykırım yok demek yasaktır” diye yasa çıkarmaya hazırlanması bizim ülkenin ve siyasetin gündeminin başına oturuyor.
Partiler, bu saçmalıkla oyalanıyorlar, bizi de oyalıyorlar.
Ne olur Fransa böyle anlamsız bir yasa çıkarırsa?
Sen kendi tarihinin gerçekleriyle yüzleşemezsen, herkes senin bu zavallılığından, zaafından yararlanır, Sarkozy de bundan kendine biraz oy apartmak istiyor.
Dersim’le yüzleştiğimiz gibi Ermeni soykırımıyla da yüzleştiğimizde bunlar biter.
Beş yıl ya da on yıl önce, Fransa, “Dersim’de katliam olmadı demek yasaktır” gibi bir yasa çıkartmaya kalksaydı, biz gene aynı tepkileri verir, “Dersim’de katliam olmadı, isyan bastırıldı” diye yalanlar söyleyerek kendimizi kandırırdık.
Sonunda Dersim gerçeğini gördük, kabullendik.
Ermeni meselesindeki gerçeği de görüp kabulleneceğiz.
Gerçekten kaçmak mümkün değil çünkü.
Ama şimdi ülkenin ciddi sorunlarını bırakıp Fransa’nın tuhaflıklarıyla oyalanmak siyasetçilere daha uygun geliyor.
Biz “Fransa ile oyalanırken” Susurluk ve Ergenekon konularında acayip işler oluyor.
Ayhan Çarkın, Susurluk denen devlet çetesinin işlediği cinayetleri tek tek anlatıyor.
O bunları anlatırken, “aynı ekipten olduklarını, cinayetleri işlediklerini gördüğünü” söylediği diğer polis arkadaşları bir gecede bırakılıveriyor.
O polisleri tutuklayan yargıç görevinden alınıyor.
Çarkın, “Dört ay önce İstanbul’daki savcıya Tarık Ümit’in mezarının krokisini çizip verdim” diyor, kimse “O kroki nerede, savcı o kroki hakkında ne yaptı” diye sormuyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.