Palavraya bayılıyoruz.
Son zamanların en gözde palavrası da “Bizim Avrupa Birliği’ne ihtiyacımız yok” üfürmesi.
Her konuda kavga edenler bu konuda omuz omuza, AKP, CHP, MHP, BDP, ulusalcılar, muhafazakârlar, say sayabildiğin kadar.
Hiçbiri Avrupa Birliği’ni istemiyor.
Avrupa’da da Türkiye’yi istemeyen şovenler var.
Avrupalı şovenlerle bizimkilerin tavrı birbirine cuk oturuyor.
Öylesine cuk oturuyor ki Türkiye, “devlet ödemelerine” Avrupa’yı karıştırmamak için “rekabet faslının” açılmasında ayak sürürken, birlikte AB üyeliğine aday olduğumuz Hırvatistan’ın iki yıl içinde üye olacağı açıklandı.
Birlikte başlamışız, biz hâlâ sürünürken Hırvatistan gerekli fasılları halledip Avrupa’nın eşiğine ayağını koymuş.
İki sene sonra içeri girecek.
Biz kapıda bekleyip, Avrupalılardan yakınıp, “Kimseye ihtiyacımız yok” diye babalanacağız.
İhtiyacımız yok mu gerçekten?
Şu son Hatip Dicle olayına bakalım, ondan sonra karar verelim ihtiyacımız var mı, yok mu.
Türkiye, AB üyesi olsaydı zaten Kürt sorunu olmazdı, Kürt-Türk eşitsizliği ortadan kaldırılırdı, otuz yıl boyunca yaşadığımız acıları yaşamazdık.
Hadi onu biryana bırakalım ve Dicle olayını tek başına inceleyelim.
İncelerken iktidardaki AKP de, Avrupa’ya karşı buz gibi soğuk duran BDP de kafalarını çevirip konuya bir baksınlar.
Dicle niye mahkûm oldu?
Devletle PKK lideri Öcalan arasında resmî müzakerelerin sürdüğü bir zamanda ANKA Ajansı’na verdiği demeçte söylediği bir cümle yüzünden.
Yazının devamını okumak için tıklayın.