1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 05:17
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ahmet Altan KUM SAATİ 05.09.2009
Ahmet Altan
Bakın, ne yaptınız...
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ahmet Altan - Bakın, ne yaptınız... Ahmet Altan - Bakın, ne yaptınız... Ahmet Altan - Bakın, ne yaptınız... Ahmet Altan - Bakın, ne yaptınız... Ahmet Altan - Bakın, ne yaptınız... Ahmet Altan - Bakın, ne yaptınız... Ahmet Altan - Bakın, ne yaptınız... Ahmet Altan - Bakın, ne yaptınız...
Ahmet Altan köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Önceki gece Türkiye bir titredi.

Ali Kırca’nın yönettiği Siyaset Meydanı programında 16 yaşında bir Kürt çocuğu, “Atatürk sizin için neyse Sayın Abdullah Öcalan da bizim için odur,” dedi.

Böyle bir söz bir Türk televizyonunda ilk kez söyleniyordu.

Türklerin nasıl bir şaşkınlık ve öfke duyduğunu tahmin etmek zor değil.

Onların şaştığı söz, Güneydoğu’da neredeyse kimsenin tekrarlamaya bile gerek görmediği bir “gerçek” birçok Kürt genci için.

Sen ülkenin bir bölgesinde yaşayan insanların neler hissettiğiyle, neler düşündüğüyle hiç ilgilenmezsen, bütün gazeteler Türklerin resmî görüşlerini tekrarlayıp sanki bütün ülke aynı görüşleri paylaşıyormuş gibi yayınlar yaparsa, gerçekle karşılaşınca böyle şaşkına dönersin.

Türkler, bana sorarsanız asıl üzülecek meseleye değil de bambaşka meselelere üzüldüler, Atatürk’le bir “faninin” üstelik de Türk resmî literatüründe “bebek katili” ve “teröristbaşı” olarak nitelenen birinin kıyaslanması ve Öcalan’a “sayın” denmesi üzdü onları.

Beni üzen ise daha başkaydı.

Türkler daha kendi Atatürk tabularını kıramazken, Atatürk’ü “bir insan” olarak gösteren filmlere bile tahammül edemezken, Kürtlerin de Türkleri aynen taklit ederek kendilerine bir tabu bulup, bir “Atatürk” icat etmeleri üzücüydü bence.

Kürtler, Türklerin seksen yıl önce yola çıktığı noktadan yola çıkacaklarsa uzun bir yol gidecekler demektir.

Kendi “ırkıyla” çok övündüğü anlaşılan bu genç Kürt çocuğu, belki de içten içe kızdığı Türklere ne kadar benzediğinin farkında değildi.

2009 yılında aynı topraklarda yaşayan iki ırk “kimin tabusu daha büyük” kavgası yaparsa, o toplum biraz zor gelişir.

Binlerce yıl savaşsalar da, “tabulara tapınan” ortak anlayışla hiçbir yere varamazlar.

“Tabunun” kim olduğunun çok önemi yok aslında, önemli olan bir tabuya tapınan toplum olmaktan kurtulacak gelişmişliğe ulaşmak.

Beni üzen ikinci konu ise Kürt çocuğunun aklındaki “siz” “biz” ayrımının bu derece keskin olmasıydı.

Aynı “tabu” gibi bu “siz” “biz” ayrımı da Türklerle Kürtleri çok benzeştiriyordu.

Çünkü aynı programa katılan Türk çocukları da kesin bir “biz” inancıyla, “siz” olarak gördükleri Kürtlere saldırıyorlardı.

Dokuz yaşında bir Türk çocuğu, “hastaneye gittiğinizde tabii Türkçe konuşacaksınız, size Kürtçe konuşan doktor mu bulacağız” diyordu.

Henüz ilkokulda olan bir oğlancık Türk olduğu için daha şimdiden memleketin “efendileri” arasına girmiş, hastanelerde kimin nece konuşacağına karar vermişti.

On bir yaşındaki bir Türk kızı da “Kandil’i bombalamanın” Kürt sorununu çözeceğini söylüyordu.

Bunlar küçücük çocuklar, ırklarını boşverin, bunlar bizim çocuklarımız ve biz çocuklarımızı hastalandırıyoruz.

Irkları farklı ama hastalıkları aynı.

Aynı öfkeyi, aynı düşmanlığı paylaşıyorlar.

Bu yaştaki çocukların içine böylesine bir “nefreti” yerleştirebilen bir toplum, geleceğinden ne bekler?

O programa katılan çocukların yaşıtları, gelişmiş ülkelerde internetten, twitter’dan, filmlerden, kitaplardan, sinemalardan konuşuyorlar, kendilerine ait odalarda oturup video oyunları oynuyorlar.

Bizim çocuklarımız ise savaştan, “önderlerinden”, düşmanlıktan konuşuyorlar.

Birbirlerine, kendi “ırklarının” daha güçlü olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlar.

Bencil ihtiyarların “şoven” konuşmaları öldürücü bir mikrop gibi sızmış bu çocukların ruhuna.

Bu çocuklar biraz daha büyüdüğünde, bugün dağlarda süren savaş kentlere, sokaklara iner, birbirlerini öldürürler.

Gerçek bir iç savaş çıkar.

Türkiye’nin geleceğinin böyle olmasını mı istiyorsunuz?

Bu savaşı durdurmamanın, barışı sağlamamanın bu ülkeye maliyetinin nasıl korkunç olduğunu eğer o programı seyrederken görmediyseniz, hiç görmeyeceksiniz ve kendi ülkenizi kanlı bir karmaşaya, bir yokoluşa sürükleyeceksiniz demektir.

Bu savaşı durdurun.

Bu çocukları kurtarın.

Bu ülkeyi kurtarın.

Kin dolu çocukları iyileştirip onlara güzel ve mutlu bir hayat vermek elimizdeyken, kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen o bencil ve vicdansız ihtiyarlar için bütün bir ülkeyi, bütün bir gençliği yakacak mısınız?

Bu çocuklar otuz yaşına geldiğinde, bugün politikacı, asker, gazeteci, yazar olarak Türkiye’ye yön vermeye çalışanların çoğu ölmüş olacak ama biz bu dünyadan ayrıldığımızda bu çocuklara miras olarak nefreti ve düşmanlığı bırakacağız eğer bir an önce barışı sağlamazsak.

Çocuklarınıza bırakmak istediğiniz miras bu mu?

Doğrusunu isterseniz, bu nefreti, bencilliği, kendi ölümünden sonra bile çocukların ölmesini sağlama arzusunu, gençliğe duyulan bu gizli öfkeyi tiksindirici buluyorum.

Barışa çok acele kavuşmamız lazım.

Biraz daha oyalanırsak, bu savaş delisi ihtiyarlar, çocukların tüm geleceğini yok edecekler.

 

Diğer Ahmet Altan Makaleleri:
  1. Başörtüsü - 02.09.2010
  2. Mantık - 01.09.2010
  3. Aleviler - 31.08.2010
  4. Yargısız - 29.08.2010
  5. Çatlarken - 28.08.2010
  6. Fethullahçılar ve Avcı - 27.08.2010
  7. Siyasetin güzelliği - 26.08.2010
  8. Anayasa ve Apo - 25.08.2010
  9. Maksatlı ve manipüle edici... - 24.08.2010
  10. Genelkurmay açıklaması - 22.08.2010
  11. Bölünmek - 21.08.2010
  12. Sorun - 20.08.2010
  13. Faili meçhuller ve Ergenekon - 19.08.2010
  14. Ey siz sahipsizler... - 18.08.2010
  15. Devlet - 17.08.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Bakın, ne yaptınız... - Ahmet Altan
03.09.2010 05:17:44