Bir partiyi, bir örgütü, bir lideri, bir ideolojiyi tutmak, onu kayıtsız şartsız desteklemek, sorgulamamak, senin “tuttuğunun” daima haklı, senin “tutmadıklarının” daima haksız olduğuna inanmak, insan zihni için olabilecek en büyük lükstür.
Düşünmene hiç gerek bırakmaz.
“Acaba bir hata var mı” endişesini hiç taşımazsın.
Hiç denetlemezsin.
Neyi “destekliyorsan” onu bir ilah, kendini de inancı tam bir kul haline getirirsin.
Artık ondan sonra rahatsındır.
Böyle “inançlı” birinin girdiği kavganın şehveti, doğrusu ya, hiçbir şeyde bulunmaz.
Kuvvetli bir inancın, sana güven veren bir “aidiyet” duygun, büyük bir grubun parçası olarak kendi egona kattığın bir gücün ve “düşmanlara” duyduğun sarsılmaz bir kızgınlığın vardır.
Kabul edelim ki bizim ülkemizde bu “mutlak” sevginin ve “mutlak” öfkenin takipçisi çoktur.
Padişahlardan, “tek” partilerden, “tek” liderlerden gelen, bütün kültürü bu “teklik” üzerine oturmuş, asırlar boyu bütün eğitimi bu “tekliği” yüceltmiş bir ülkede bu durum da şaşırtıcı değildir.
Ama ne yazık ki bu “mutlaklık” hayatın gerçekliğiyle örtüşmez.
Düşünmeye, bakmaya, incelemeye koyulduğunda o “mutlaklığın” üstündeki “çatlakları”, yırtıkları, yanlışları görürsün.
Biz iki gündür bir haber yayımlıyoruz.
Neresinden baksan tuhaf ve “mutlaklık” inancını altüst eden bir haber bu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.