Önümüzde çok fazla seçenek yok.
Gidebileceğimiz iki yol var.
Barış ya da kaos.
Yapacağımız tercih sadece bu ülkenin değil, kendimizin ve çocuklarımızın geleceğini de belirleyecek.
“Barış istiyoruz” derken aslında ne istiyoruz?
Herkesin ırkına, dinine, mezhebine bakılmaksızın eşit olduğu, herkesin çocuklarına anadilini özgürce öğrettiği, anadilini rahatça konuştuğu, dağdakilerin yeniden hayata karışabildiği, delikanlılarımızın gösterilerde vurulmadığı, genç kızlarımızın otobüslerde yakılmadığı, askerlerimizin şehit edilmediği, isteyenin din dersi gördüğü istemeyenin görmediği, türbanın özgür olduğu, başını açanın bir baskı hissetmediği, Alevilerin cemevlerinde yapacağı ibadetlerin açık bir hak olarak kabul edildiği, ordunun siyasetten çıktığı, seçim sisteminin her fikrin parlamentoya girmesine izin verecek şekilde düzenlendiği, düşünce açıklamalarına kısıtlamaların getirilmediği, silahların sustuğu, yargının adil ve tarafsız olduğu, emeğin hakkını aldığı, özgür bir ülke istiyoruz.
Bütün bu hakların anayasa ve yasalarla güvence altına alındığı bir ülke istiyoruz.
Silahların susması, böyle bir ülke kurmamız için yolumuzu açacak.
Herkes kendi ırkına, dinine, diline, yaşama biçimine özgürce sahip çıkacak ne birbirinden, ne de devletten bir baskı görecek.
Bu istekler bir bütün, bunlardan bir kısmını yapalım, bir kısmını yapmayalım dediğinde barışa ulaşamıyorsun.
Ya hepsini yapacaksın ya da hiçbiri olmayacak.
Böyle bir ülke istiyor musunuz?
Böyle bir ülke istiyorsan barışı desteklersin.
Yazının devamını okumak için tıklayın.