Çocukluğumdan beri bu lafları duyarım ben.
“Bilmem ne paşa göreve gelince bilmem ne olacakmış ama öbür paşa göreve gelirse bambaşka bilmem ne olacakmış.”
Paşalar üzerinden gelecek belirlemeye çalışır insanlar burada.
Paşa “iyi” olursa her şey iyi olacakmış gibi.
Şimdi de aynı konuşmaları ve yazıları Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’la ilgili duyup okuyorum.
Orgeneral Başbuğ “demokratmış” ve “hükümetle uyum içinde çalışıyormuş”, eğer başka paşa gelirse uyum bozulurmuş, demokrasi zedelenirmiş, onun için Başbuğ’u yıpratmamak gerekirmiş.
Böyle lafları duyunca gençlerin beni çok güldüren o tuhaf laflarından birini hatırlıyorum.
“Haklısın koçum da mevzu bu değil.”
Bu ülke için önemli olan, “en iyi paşayı” bulmak değil...
Bu ülke için önemli olan, “en kötü paşanın” bile hukukun sınırları içinde kalmak zorunda olduğu bir sistem kurmak.
Paşaların niyetlerine ve kimliklerine göre gelecek falı açmamak.
Bizim yayınladığımız belgeyle başlayan tartışmanın “mevzuu” da Başbuğ değil zaten, mevzu bu ülkede hâlâ birilerinin “darbeyi aklından geçirebilir” olması.
Biz bu anlayışı sistemin dışına atmak zorundayız.
Kimse darbeyi ya da sivil otoriteye itaatsizliği aklından geçirememeli.
Mafyayla ilişkisi olduğu saptanan albayı generalliğe terfi ettirememeli.
Başbakana “pezevenk” diyen generale bir rütbe daha verememeli.
Muhtıralar yazılamamalı.
Ülkenin geleceğine kast eden “provokatörler” generaller tarafından “iyi çocuklar” ilan edilip yargıdan kaçırılamamalı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.