Bize İktisat Fakültesi’nde, dünyanın “sosyal mobilitesi” en yüksek ülkelerinden birinin Türkiye olduğunu okutmuşlardı.
“Sosyal mobilite” demek, “sınıf” atlama imkânlarının çok yüksek olması, fakirlikten zenginliğe yükselme ihtimallerinin önünde sert engeller bulunmaması demek.
Bizim gittikçe artan zenginlere bakarsanız, aralarında “kökten zengin”, şöyle beş altı kuşaklık zenginin pek olmadığını, “yeni zenginleri” reddedecek bir burjuva sınıfının da, burjuva değerlerinin de burada henüz “neşv-ü nüma” aşamasını geçemediğini görürsünüz.
“Fakiri zengin” etme mekanizması, bu ülkede “devlet” eliyle işletildiğinden, zenginlerin çoğu “devletçi” reflekslerinden, devlete bağımlılıktan kurtulmakta zorlanmıştır.
Şimdi zenginleşme “denetimi” devletin elinden çıktı.
Ama “sağlam bir iş ahlakı” ve bu ahlakı güvenceye bağlayacak yasaları henüz oluşturamadığımız için, “paranın” etrafındaki kavga da çok sert oluyor.
Ülkenin en ünlü ses sanatçılarından birinin “ticari ilişkiler” yüzünden vurulduğu söylentileri, şimdilerde kontrol altına alınmışa benzeyen “çek-senet” mafyalarının bir ara neredeyse her sokak başında iş görmesi, yeni yeni kapitalistleşmeye uğraşan bir ülkenin yaşadığı hercümercin işaretleri aslında.
Para etrafındaki bu fırdöndüyü her kurumda, her olayda görürüz.
Bütün askerî darbelerin de, bu darbelerin etekleri altında zenginleşmeye çalışan medyaya da biraz bu açılardan bakmakta yarar var.
Şu günlerde sahipleri Ergenekon üyeliğinden tutuklanan minicik ODA TV’nin bile “milyon dolarlık” televizyon alışverişlerine, siyasi destek bularak girmesi zaten bize para-medya ilişkileri konusunda epeyce fikir veriyor.
Devlete yakın olmanın, gazetecilere “sağlam” bir getirisi var bu ülkede.
Yazının devamını okumak için tıklayın.