Anayasa Mahkemesi başkanvekilinin eşinin “çete sorgulaması” için savcılığa çağırıldığı bir ülkede yaşıyoruz.
Bu elbette o insanın suçlu olduğunu kanıtlamaz.
Ama bir çetenin kaçak olan sanıklarından biriyle bu ailenin dostluk ilişkisi zaten çok hadiseli bir şekilde gazetelere yansımıştı.
Bu da bir şey kanıtlamaz.
Ama bu ülkenin tuhaf bir yer olduğunu gösterir.
Biz, Danıştay saldırısıyla bağlantısı kanıtlarıyla ortaya çıkmış bir çetenin “avukatı” olduğunu söyleyen bir ana muhalefet partisi liderinin bulunduğu bir ülkede yaşıyoruz.
Bir çeteyi açıkça savunuyor ana muhalefet lideri.
Mafyayla ilişkileri telefon kayıtlarıyla ortaya çıkmış insanları koruduğunu Meclis kürsüsünden hiç çekinmeden açıklıyor.
Biz böyle bir ülkede yaşıyoruz.
Ve, bu ülkede en sevilen söz “uzlaşma”.
“Uzlaşın” diyenler, bu ana muhalefet partisi lideriyle, o başkanvekiliyle, kürsülerde andıçlar okuyan generallerle uzlaşılması gerektiğini söylüyorlar.
Hangi konuda uzlaşılacak?
Bu çetenin varlığını desteklemek ve bu tür çeteler yaratan mevcut sistemin devamını sağlamak için mi?
Seksen yıldır devam ediyor zaten bu uzlaşma.
Ve bu uzlaşmanın “taraftarlarının” sayısı artık toplumun yüzde yirmisini geçmiyor.
Bu “uzlaşmayı” siyasette CHP temsil ediyor.
Toplumun diğer partilere bölünmüş yüzde sekseni ise bu eski “uzlaşmaya” karşı.
Onlar bu eski düzenin bir şekilde değişmesini istiyorlar.
MHP bile istiyor bunu.
O eski uzlaşmanın “talepleri” ve taraftarları belli.
Hiçbir şekilde de pozisyonlarını değiştirmek istemiyorlar.
Toplumun değişimlerine, arzularına aldırmıyorlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.