Durmak iyidir.
Bu nefes nefese koşu, bu ölümün peşinden koşan hayat, bu kan, bu savaş, insana insanlığını, dindara dinini unutturuyor.
Bir durup soluk almak hepimize iyi gelecek.
Koşarken, koşuya kaptırır kendini insan, nereye, niye koştuğunu unutur.
Durunca, düşünür biraz.
“Ben niye koşuyordum? Nereye koşuyordum?”
Sabahleyin bizim sahtekâr armut ağacına baktım, meyvesinde hiç tat yok ama yapraklarının kızıllığı, duruşundaki ağırbaşlı zarafet, dallarının arasından süzülen amber rengi güneş, bizim mahallenin armudu Goya’nın tablolarından çıkmış bir kontes gibiydi.
Hava ılık, gökyüzü aydınlıktı.
İnanmayacaksınız ama kuşlar ötüşüyordu yan bahçede.
Yolda, dallarında kabarıp kızarmış narlar gördüm.
O narin çiçeklerin, bereketli olgun meyveleri.
Sokaklar sakindi.
Bayramları seviyorum.
Duruyorsun çünkü, etrafına bakıyorsun, kendine bakıyorsun, narı, kuşu, yaprağı görüyorsun.
Anneni özlüyorsun.
Böyle bayramlar annenin çevresinde toplanıp tatlanır, bir annenin etrafında kalabalıklaşır bayramlar.
O sevimli telaş, hazırlanmış masaya, yıllar önceki çocukluğunun şımarıklığıyla dadanan oğlana o tatlı azar, “Üstünden yeme, ben sana ayrıca veririm,” takılmalar, sohbetler, sigara dumanı gibi yayılan o rehavet.
Yazının devamını okumak için tıklayın.