Herkes gibi ben de çocukluğumun bayramlarını severim.
Annemle babam çok gençti ben çocukken.
Para durumları da pek iyi değildi.
Annem, bayramlarda mutlaka çocuklara bir şeyler alınmasını isterdi.
Bir yerlerden para bulunurdu.
Mehmet’le beni alır çarşıya götürürdü.
“Bayramlık” alırdı bize.
Elindeki kıt kanaat parayla mümkün olanın en iyisini almak için uğraşırdı.
Mehmet annemi üzmezdi.
Ama ben daha müşkülpesenttim.
Kazak beğenmezdim, ayakkabı beğenmezdim.
Dükkân dükkân gezdirirdim onları.
Bayram kalabalığının içinde dolaşırdık ben “bu olur” diyene kadar.
Annem bayramın hatırına sabrederdi, gönlüm olsun, bayram öncesi üzülmeyeyim diye elinden geleni yapardı.
Eminim içten içe parasızlığa lanet ederdi ama yapacak bir şey yoktu.
Babam öyle bir hayat seçmişti.
Biz sekiz dokuz yaşlarında pek farkında değildik bunun bir “tercih” olduğunun.
En iyi okullara göndermeye çalışırlardı bizi, mümkün olduğunca iyi yaşatmaya çabalarlardı.
Okul taksitlerini ödeyebilmek için babamın nasıl kıvrandığını, daha sonra ben onun yaşında baba olduğumda anlamıştım.
Bayram alışverişi için dolaşırken acıkır, Kapalıçarşı’nın oralarda bir kebapçıda yemek yerdik.
O kokuları hâlâ hatırlarım.
Çok güzel kokardı.
Rengârenk bir kalabalık önümüzden akardı.
Annem benim “hiçbir şey beğenmememle” dalga geçerdi.
Bu şakalara Mehmet benden daha çok gülerdi, ben ciddiye alınmadığımı düşünür biraz kızardım ama dayanamaz ben de gülerdim sonra.
Yazının devamını okumak için tıklayın.