Şu sıralarda çıkan savaştan dolayı en çok eleştirilenlerden biri de BDP.
Özellikle onun tehditkâr üslubu, hiçbir talebi tehditsiz dile getirememesi, aralarında çok kabalaşan, kibirli bir kışkırtıcılığa teslim olan üyelerinin bulunması, sürekli meydan okumayı bir siyaset haline getirmesi eleştirilmesinin temel nedenlerinden biri.
Bu tehditkârlığın, kötü niyetten ziyade siyasi bir yetersizlikten ve beceriksizlikten kaynaklandığını sanıyorum.
BDP, bir siyaset üretemiyor.
Dile getirmek zorunda kaldığı birçok talebin içini dolduramıyor.
Ne “statü” sözcüğünü tarif edebiliyor, ne de “demokratik özerklik” sözcüğünü.
Çok haklı ve çok somut “anadilde eğitim”, “iki dillilik”, “eşit vatandaşlık”, “yerel özerklik” gibi taleplerin yerine tarif edemedikleri, bu yüzden de “soyut” kalan taleplerin peşinde koşmaları, onların “ağırlıklı” bir siyasi örgüt olmasını önlüyor.
Kimse “BDP ne diyor” diye merak etmiyor, herkes “İmralı ya da Kandil ne diyor” diye merak ediyor.
Onlar da bu eksikliklerini tehditle, kibirle, meydan okumayla doldurmaya çalışıyorlar.
Çok ciddi siyasi bir konumları ama o ciddiyete uymayan “çocuksu” bir üslupları var.
Başbakan da kalkıp onları tehdit ediyor.
BDP’yi suçlamanın, tehdit etmenin, hedef göstermenin bir anlamı yok.
Hiçbir işe yaramaz bunlar.
Tam aksine, gerçekten barış isteyenlerin şu sırada BDP’ye yardım etmesi gerekiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.