Nasıl yaşadığımızı da bilmiyoruz, nasıl öldüğümüzü de...
Bana en ağır geleni de bu zaten.
Kandırılıp duruyoruz.
Ve, nasıl düşünmemizi isterlerse öyle düşünüp, nasıl tepki vermemizi isterlerse öyle tepki veriyoruz.
Bingöl’de 33 askerin ölümüyle sonuçlanan olayı enine boyuna incelediğinizde, bu ülkenin kaderinin nasıl üç beş kişi tarafından belirlendiğini görüyorsunuz.
Şimdi bir düşünün.
PKK, tek taraflı ateşkes ilan etmiş.
Güneydoğu’da olaylar durmuş.
Öylesine bir sükûnet hâkim olmuş ki 24 Mayıs 1993’te Milli Güvenlik Kurulu bir bildiri yayınlamış ya da yayınlamak zorunda kalmış.
“Güneydoğu Anadolu’da ve ülkemizin diğer köşelerinde huzur ve güvenin önemli şekilde korunduğu tespit edilmiştir. Alınmış olan güvenlik tedbirlerine ilaveten, Güneydoğu Anadolu’da iç barış ve istikrarın sürekliliği için toplumsal hoşgörüye uygun olarak, özellikle Olağanüstü Hal Bölgesi’nde terör örgütüne katılmış olup da, kan dökülmesi eylemlerine girmemiş kişilerin gelip teslim olmaları halinde, haklarında kovuşturma yapılmamasına ve diğer terör örgütü mensuplarının durumlarının da bu anlayış içinde ele alınarak, gerekli düzenlemelerin yapılmasını hükümete bildirmeye karar vermiştir.”
Ertesi gün Bakanlar Kurulu’nun toplantısı var.
Milli Güvenlik Kurulu’nda sivil yöneticilerle generallerin birlikte verdiği karar uyarınca “af” konusu görüşülecek.
Büyük bir ihtimalle silahlı çatışma sona erdirilecek.
Türklerle Kürtler için yeni bir hayat başlayacak.
Milli Güvenlik Kurulu’nun bu bildirisinin yayınlandığı akşam silahsız askerler, “burada kalırsanız jandarma sizi döver” tehdidiyle otobüs terminalinden zorla iki otobüse bindiriliyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.