Işıklı bir gündü diye hatırlıyorum.
Öğleye doğru Paşakapısı Cezaevi’ne vardık.
Kim olduğunu hâlâ bilmediğim biri gizli bir kapıdan cezaevine soktu bizi.
Koridorlardan geçip bir koğuşun kapısına geldik.
Kısa saçlı, keskin tavırlı genç bir adam bizi devraldı.
Başka bir odanın kapısına götürdü.
O kapıdaki adama “geldiler komutanım” dedi.
“Komutan” da kapıyı vurup açarak içerdeki birine aynı cümleyi söyledi.
“Geldiler komutanım.”
Beyaz saçlı bir adamın yanına girdik.
Bizi ayağa kalkarak karşılayan “mahkûm”, 21 Mayıs ayaklanmasının liderlerindendi.
Ben on yedi yaşındaydım sanırım.
Akşam gazetesinde stajyer muhabir olarak çalışıyordum.
Daha sonra çok hapishane ziyareti yapacağımı, babamı tel bir kafesin arkasında yaralı bir aslan gibi dururken göreceğimi bilmiyordum.
Birçok şeyi bilmiyordum.
Odadaki adamı sevmiştim.
Sakin ve otoriter bir hali vardı.
Arada bir odaya birileri giriyor, hazırolda durarak bir şeyler söylüyorlardı.
Tam bir kışla düzeni ve disiplini görülüyordu.
Aralarındaki ast üst ilişkisi aynen devam ediyordu.
Hapishaneyi ve mahkûmiyeti reddeden bir tavırdı bu.
Birkaç rütbelinin dışında mahkûmların çoğu Harbiye öğrencisi ya da genç teğmendi.
Emekli Albay Talat Aydemir ve Süvari Binbaşı Fethi Gürcan önderliğinde ayaklanmışlardı.
27 Mayıs darbesinden sonra iktidarın “sivillere” devredilmesine karşı çıkıyorlardı.
Askerî yönetimin devamından yanaydılar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.