Üç çocuğun hikâyesi var bugün gazetenin birinci sayfasında.
İkisi öldü.
Biri PKK gerillası olarak bir karakola saldırdığı sırada, diğeri babasıyla bindiği askerî servis aracında bir bombanın hedefi olarak hayatını kaybetti.
Üçüncüsü ise ölümün ne olduğunu bile bilmeden ablasının cenazesine katılan küçücük bir kız.
Bu çocuklar bu topraklarda doğdular.
Uzun zamandır süren bir günahın kurbanı oldular.
PKK’lı çocuk daha yeni bir gerilla, örgüte katılalı bir yıl olmuş, öldürmeye gittiği askerler gibi o da acemi.
Ankara’da öğrencilik yaptığı sırada bir soruşturmaya uğramış, eve döndüğünde eşyalarının ev sahibi tarafından kapının önüne atıldığını görmüş.
Gösterilere katılan Kürt bir kiracı istememiş ev sahibi.
Ankara’dan Van’a gitmiş, orada okumaya çalışmış, yeniden bir soruşturmaya uğramış, tekrar Ankara’ya dönmüş, tutunamamış, sonunda dağa çıkmak zorunda kalmış.
Büyük bir ihtimalle kaderi, eşyaları “kapının önüne atıldığında” çizilmiş, istenmediğini, düşman gibi görüldüğünü fark etmiş.
Gittiği yerde ölüm olduğunu bile bile gitmiş.
Otobüste ölen Buse’nin seçim hakkı bile olmamış, sadece babası asker olduğu için, babasıyla birlikte bir otobüse bindiği için insafsız bir saldırıda ölmüş.
Buse’nin küçük kardeşi ise herhalde hayatı boyunca Kürtlere düşman olarak yaşayacak çünkü ablasının katilleri Kürt.
Şemdinli’deki saldırıda ölen gerillanın bir kardeşi varsa o da Türklere düşman olacak.
Çoğalarak devam edecek düşmanlık.
Neden ölüyor çocuklarımız, neden birbirlerine düşman oluyor?
Önceki gün, siyasetle ilgilenmeyen, genç, başarılı, kendine iyi bir hayat kurmuş bir Türk’le konuşuyordum, bütün savaş onun farkına bile varmadan söylediği tek bir “kelimenin” içinde saklıydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.