Diyarbakır...
Nar ağaçlarının, dar sokakların, fıskiyeli avluların, her mevsim için başka başka penceresi olan konakların, hanların, kervansarayların, kiliselerin, surların, köprülerin, camilerin şehri.
Dicle’nin oğlu, medeniyetlerin anası, Mezopotamya’nın muhafızı.
Yoksul bebeklerin, öfkeli gençlerin, kederli kadınların, güngörmüş ihtiyarların, acının, işkencenin, taziye evlerinin, cenaze alaylarının, Kürtçenin şehri.
Şehir-i kadim.
Dün bu şehir sustu.
Bütün dükkânları kapandı, bütün kepenkleri indirildi.
Diyarbakır dört PKK’lı gerillanın cenazesini kaldırdı.
Askerî birliklerin hiç gerek yokken yaptıkları bir operasyonla öldürülen çocukların cenazeleri, aynı kanlı yoldan sonsuzluğa uğurlanmış binlerce ölünün yanına gitti.
O cenaze töreninin resmini koyduk birinci sayfaya.
O resme iyi bakın, size çok şeyler anlatacak.
O çocukları PKK’lılar yolcu etmiyor, siyasetçiler yolcu etmiyor, milisler, militanlar yolcu etmiyor, o çocukları Diyarbakırlılar yolcu ediyor.
Üstüne PKK bayrakları örtülmüş tabutların başında saf tutan aksakallı ihtiyarlar yolcu
ediyor.
O ihtiyarlara bakın.
Onların o aksakallarına bakın.
Hiçbir şey, hiçbir örgüt, hiçbir çatışma, hiçbir savaş, hiçbir gösteri, hiçbir isyan Diyarbakır’ın, yüzlerce yıldır azap çeken Kürtlerin, artık Ankara’dan koptuklarını o ihtiyarlardan daha iyi anlatamaz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.