Bu ülke son yirmi dört saatini bir iç savaşın kıyısında geçirdi.
Ölümün, kanın yanından geçtik.
Yüksek Seçim Kurulu denen bir kurulun on bir üyesi bir kararla ülkeyi iç savaşın eşiğine getirdi.
Başbakan’a anlatmaya çalışıp da bir türlü anlatamadığımızı, hayat daha sert biçimde anlatıyor, “Eğer sen değişimleri kurumsallaştıracak cesur adımları atmazsan, senin geleceğin de ülkenin geleceği de bir avuç adamın iki dudağı arasına sıkışır kalır”.
YSK, Kürt adayların yedi tanesini bir kararla seçim dışı bırakınca Kürtlere siyasetin yolu bir anda kapandı, dağın ve savaşın yolu açıldı.
Adayları listeden silinen BDP’lilerin seçimleri veto etmesi, PKK’nın seçime kadar sürecek ateşkesten vazgeçmesine, çatışmaların başlamasına, cenazelerin çoğalmasına, ülkenin altüst olmasına, seçilecek Meclis’in meşruiyetini daha baştan yitirmesine, anayasa değişikliğinin suya düşmesine yol açabilecekti.
Böyle bir şey olmasın diye BDP’li Sırrı Sakık, iki kez YSK Başkanı’yla görüşmüş, dosyaları göstermiş, “Bir sorun var mı” diye sormuş.
Dosyalara bakıp, Ahmet Türk’ün belgelerinden birindeki “i” harfinin düzeltilmesini istemişler sadece.
Sonra da “Sorun yok, adaylarınız seçime girebilir” demişler.
Tam aday listeleri açıklanacakken de, “Biz bir ihbar mektubu aldık, bu adaylar seçime giremez” deyip Türkiye’nin bütün dengelerini berhava etmişler.
Ülke, yirmi dört saatini savaşın kapısında geçirdikten sonra da bir açıklama daha yapıp, “Eksik belgeler tamamlanırsa adaylar seçime girebilir” diyerek durumu gene eskiye döndürmüşler.
Yazının devamını okumak için tıklayın.