Çok güzel bir İtalyan karikatürü görmüştüm.
Birinci karede, mevzide askerleriyle bekleyen İtalyan yüzbaşı kılıcını çekip “Hücum!” diye bağırarak mevziden fırlıyor.
İkinci karede, yüzbaşı tek başına koşarken mevzide duran askerler “Bravo capitano!” diye alkışlıyorlar.
Etrafa bakıyorum da “ölüme koşanlar” olduğu gibi mevzide saklanıp onları “Bravo capitano!” diye alkışlayanlar da var.
Bu alkışlarla “capitano”un kahramanlığından kendilerine de bir kırıntı koparmaya çalışıyorlar.
Bu, bir karikatür olsaydı, halleri komik olurdu.
Ama bu hayat ve mevziden çıkıp koşanlar ölüme yakalanınca, bu, ucuz ve ahlaken sorunlu sahte bir kahramanlık oluyor.
Ölümü ve şiddeti alkışlayan herkes, aynı zamanda bu ölümlerin gerekliliğini, dolayısıyla da sürmesini tasvip etmiş oluyor.
Bazen ölüm, şiddet, çatışma “gereklidir” gerçekten.
Peki, bu “gerekliliği” belirleyen ölçü ne?
Kendinin ya da bir diğerinin özgürce yaşamasını sağlamak için başka hiçbir imkânın yoksa ölümü göze alıp çatışmak bir gerekliliktir.
Peki, özgür bir hayatı sağlamak için “ölmekten” başka imkânlar ve ihtimaller varsa, o zaman biraz insan sevgisi, biraz vicdanı, biraz ahlakı, biraz kendisine saygısı olan insan ne yapar?
“Gidin ölün, ölmekten başka bir çareniz yok” mu der yoksa “durun biraz, ölümden başka bir yol daha gözüküyor, onu deneyelim mi” der?
Hangisi?
Özgür bir hayatı kurmak ve insanları yaşatmak için en küçük bir ihtimal bile olsa, insanları ölüme alkışlarla göndermeden önce bu ihtimali de bir denemeyi mi önermeliyiz yoksa “boşver ihtimali, sen git öl, ben de seni alkışlayıp senin sayende kahraman olayım mı” demeliyiz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.