Bir baskının geleceği belli.
Günler önceden bilgiler akmaya başlamış, istihbarat raporları yazılmış, görüntüler alınmış.
Ama baskın önlenmemiş.
On yedi çocuk ölmüş.
Kim yargılanmalı şimdi?
Mahkeme kime kâğıt göndermeli?
O çocukları korumayanlara, onları ölüme terk edenlere değil mi?
Onlara gitmiyor ama o mahkeme kâğıtları.
Kime gidiyor?
Bu gerçekleri açıklayanlara.
Dün gece Genelkurmay Başkanlığı Askerî Mahkemesi’nden iki ayrı kâğıt geldi bize.
Biri Aktütün’le ilgili yayınları yasaklıyordu.
Niye yasaklıyor?
Devlet sırrıymış.
Sır olan ne?
O çocukların nasıl öldüğü.
Bu neden sır olsun?
Tam aksine bunun açıkça tartışılması, gerçeklerin ortaya çıkarılması gerekir ki daha fazla çocuk ölmesin.
Ama o çocukların nasıl ölüme terk edildiği anlaşılmasın istiyorlar, sorumlulardan hesap sorulmasın istiyorlar, halk gerçekleri bilmesin istiyorlar.
Kendi günahlarını “devlet sırrı” kalkanının arkasına saklıyorlar.
Mahkemeden kâğıt gönderiyorlar.
Buna hukuk mu denir Allah aşkına?
Bu zorbalıktan başka nedir?
Bir ülkede normal yargının yanında bir de askerî yargı olursa tabii hukuk adına böyle tuhaflıklar yaşanır.
Ortada bir dava yok ama yasaklama var.
İkinci mahkeme kâğıdı daha da tuhaf.
O kâğıt, Aktütün olayıyla ilgili olarak “tutuklanacak” olan sanıkların avukatlarının bu olayla ilgili belgeleri inceleyemeyeceğini söylüyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.