Ortalık karmakarışık.
O kadar çok olay, o kadar çok iddia, o kadar çok yorum var ki izleyenlerin de aklı karmakarışık oluyor.
Çöl fırtınasına tutulmuş bedevi gibi gözümüze kulağımıza kum doluyor.
Böyle zamanlarda insanın yanını yönünü şaşırmaması, rotasını sağlam tutması, doğru yoldan gitmesi için pusulası bence basit ve doğru sorularla gerçeği aramasıdır.
Şimdi ortada Cemaat, ya da Ekrem Dumanlı’nın tedavüle soktuğu yeni tanımlamasıyla, Camia ile hükümet arasında sıkı bir kavga olduğu görülüyor.
Kavganın nedeni konusunda da çeşitli iddialar ileri sürülüyor.
Türkiye gibi garipliklerle dolu bir ülkenin tarihinde bile eşi olmayan tuhaflıklar yaşıyoruz.
Uludere katliamından bu yana eşi menendi görülmemiş acayipliklerle karşılaşıyoruz.
Benim için önemli soru şu:
Bu yaşananlar, bir kavganın sonucu ortaya çıkan “geçici” bir olaylar dizisi mi?
Yoksa bu, hastalanmış bir bünyenin, “camia-hükümet” ya da “polis-MİT” gibi isimler takılan çekişmelerle açığa vuran hastalık semptomları mı?
Yaşadıklarımızın, “geçici” olaylar olduğuna inanıyorsanız, bu geçici olayların içine dalar, bu geçici sorunun çözümünü de o sorunun içinde ararsınız.
Ama bugün yaşananlar, aslında başka ve daha derin bir bozulmanın işaretiyse, sorunun çözümünü bu kavganın içinde bulamazsınız.
Kavga bir şekilde biter ama sorunlar devam eder.
Ben, sorunun bünyede olduğunu düşünüyorum.
Bu kavgalardan dolayı bir bozulma yaşamıyoruz, bir bozulmadan dolayı bu kavgaları yaşıyoruz.
Başbakan Erdoğan’ın 12 Eylül referandumundan sonra o yaptığı o muhteşem konuşmayı hatırlıyor musunuz?
Fethullah Gülen’den sosyalistlere kadar çok geniş bir yelpazeye isim isim teşekkür etmişti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.