Bir yanımızda heyula gibi Ergenekon duruyor, bir yanımızda Ahmet Şık skandalı.
Henüz basılmamış bir kitaba yayın yasağı getirilmesini içine sindirebilecek birini bulmak zordur Ergenekon karşıtları arasında.
Bülent Arınç bile “endişeli” olduğunu söyledi. Belli ki hepimiz gibi Arınç da olup bitenin ne olduğunu anlayamıyor.
Söylenen, polisin Ahmet Şık’ın “daha sonradan eklenmiş” sayfalarını bulup, o sayfaları yazdıranı yakalamak istediği.
Eğer doğru anladıysak, “teori” buysa, o zaman da sormak gerek, Ahmet Şık’a o sayfaları yazdıran biri varsa ve siz onu bulursanız, bulduğunuz isim Ergenekon davası için çok büyük bir aşama kaydedilmesine mi yol açacak?
Danıştay cinayetini, Zirve katliamını bile bir anda gündemden düşürecek kadar büyük bir skandalı göze alabilmek için, bu cinayetlerden daha büyük bir “kanıta” ya da suçluya ulaşmayı ummak gerek çünkü.
Polis ve savcı, gerçekten o kitabın arkasında, Zirve katliamını gerçekleştirenlerden bile daha tehlikeli birilerinin bulunduğuna mı inanıyor?
Mantıken buna inanıyor olmaları gerekiyor.
Çünkü, Ergenekon davasına eklenen Zirve katliamını bir anda gündemden uçurdular.
Halbuki o katliam, Ergenekon ve “derin devlet” denilen rezillik hakkında herkesi ürpertecek kadar önemli gerçekleri ortaya koyuyor.
Biliyorsunuz, dört misyoneri işkence yapıp, boğazlarını keserek öldüren katilleri “azmettirdiği” suçlamasıyla Jandarma Alay Komutanı olan albay tutuklandı.
Dün Star gazetesi, o albayın yazdığı sahte istihbarat raporlarının, Gölcük’te, Balyoz Darbesi’nin belgeleriyle birlikte ele geçirildiğini yazdı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.