Osmanlı’dan kalma gizli bir kibrimiz vardır bizim.
Kanuni’nin “Fransa Kralı Francesco”ya yazdığı mektuptaki o yukardan bakış, o “ben” deyişindeki şaşaalı özgüven, tatmin edilmeyi bekleyen gizli özlemlerimizin en derininde yaşar durur.
Onu tatmin edemediğimiz zamanlarda hep biraz “yaralı” kalırız.
Son zamanlarda Avrupalı ülkeler ekonomik krizlerle cebelleşirken bizim muhteşem bir başarıyla dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinden biri, bazen de en hızlı büyüyeni olmamız doğrusu ya o özlemimizi nihayet tatmin etti.
O eski kibre kavuştuk ve Avrupa’dan “zavallı sefiller” diye bahsederek, “hasta adam” aşağılamalarının rövanşını almanın hazzına vardık.
Şu anda özellikle bizim toplumun aynasına yansıyan görüntü, “şahlanan Türkiye, parçalanan Avrupa” görüntüsü.
Galiba bu kadarı da bize yetiyor.
Faust’un şeytanla yaptığı anlaşmanın benzerini kaderle yapıp “zamanı durdurmak” istediğimiz âna geldik gibi.
Ama zaman durmuyor.
“Şahlanan Türkiye, parçalanan Avrupa” görüntüsünün arkasında yeni bir yapı oluşuyor.
Geçen gün bizim ekonomi sayfalarında Murat’la Gökhan, “parçalanan” Avrupa’nın yaşadığı krizden nasıl kendini bir “üst düzeye” zıplatacak bir çözüm ürettiğini çok güzel ve ayrıntılı biçimde anlattılar.
Avrupa Birliği, “para birliği”nden, son yaptıkları zirveyle “mali birliğe” geçme kararı aldı.
Daha sıkı ve daha sağlam biçimde bütünleşecekler.
Üyelerinin “mali politikalarının” da ortaklaşa belirleneceği yeni bir düzene geçiyorlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.