Biz gençken, hem özgürlükçü gözüküp hem de yasaklardan yana olanlarla dalga geçmek için “her şeyin bir şeyi var” derdik.
Çünkü o tür insanlar bir özgürlüğü destekler gibi görünürken bir yandan da “her özgürlüğün bir sınırı olması gerektiğini” vurgularlar ama “sınır” vurgusu “özgürlük” vurgusunun önüne geçerdi.
Özellikle bizim “çağdaşlık” tutkunlarında bu “sınırlama” isteği kuvvetli bir şekilde ortaya çıkar nedense.
Biliyorsunuz bizim ülkemizde “modern, çağdaş” bir yaşamdan yana olanlar, bu yaşam biçimini “Atatürkçülükle” özdeşleştirirler.
Atatürkçü olanların en dikkat çeken özellikleri nedir?
Çağdaş bir görüntü.
Başörtülü bir “first lady” mesela bizim “çağdaş görüntümüzü” lekeler onlara göre, “örtünmek” modernliğe ve çağdaşlığa aykırıdır onların gözünde.
Bu Atatürkçü görüntüyü sağlamak amacıyla demokrasiyi altüst etmeye razı olurlar.
Onlara “sen çağdaş mısın” diye sorsanız, “elbette” diye cevap verirler; çünkü onların dünyasındaki kadınlar başlarını örtmezler, örtülü olanlardan hoşlanmazlar.
“Peki, çağdaşlık önemli bir ölçü müdür” diye sorsanız, onu da böyle bir soru mu olur gibi gözlerini şaşkınlıklarını iyice ortaya koyacak biçimde kocaman açarak “tabii ki” diye cevaplarlar.
“Çağdaşlığın insanların diline, dinine, yaşamına, temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermek gibi temel bir talebi vardır, bunu da kabul ediyor musunuz” diye sorduğunuzda...
“Her şeyin bir şeyi var” ile karşılaşırsınız.
“Her şeyin bir şeyi”, elbette “çağdaşlığın da bir sınırı” vardır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.