Annem, beni kırmamaya uğraşarak yumuşacık bir sesle, “yazılarında aşağılayıcı kelimeler kullanma, onlar hoş değil” derdi bana.
Anlardım ki fazla öfkelenmişim, onun tasvip etmediği bir kelime kaçmış kalemin ucundan.
O zamandan beri elimden geldiğince dikkat ederim “annemi huzursuz edecek” kelimeler kullanmamaya.
Şimdi de onun ruhunu muazzep etmemek için çok istediğim halde “aşağılık” kelimesini yazmayacağım.
Onun yerine başka bir söz bulmaya uğraşacağım.
Şunu deneyelim mesela.
“Çok efendi olmayan” birileri hakkımızda yalanlar yaymaya uğraşıyor.
Bu yalanların bir örneğine önceki gün Can Dündar’ın sütununda rastladık.
Can, “başbakanın çok yakınındaki” birinin “söylediklerini” yazmıştı.
“Başbakanın çok yakını”, Aktütün baskınıyla ilgili görüntülerin “yabancı devlet servislerinden” geldiğini iddia ediyordu.
Can’ın yazısında, “başbakanın çok yakınının” söyledikleri tırnak içinde verilmişti ve aynen şöyleydi:
“Başbakan, Genelkurmay Başkanı’nı korurken kimi yabancı servislere tepki göstermek istemiştir.”
Başbakanın, neden Genelkurmay Başkanı’nın o tehditkâr açıklamalarına destek olduğunu, “yakını” bizi suçlayarak açıklamaya çalışıyordu.
Bu, tabii, “çok efendice olmayan” bir iddiaydı.
Çünkü görüntülerin nerden çıktığını Genelkurmay biliyordu.
Biz görüntüleri onlara göndermiştik.
Kaçınılmaz olarak biz de dün başbakana sorduk, “kim bu yakınınız”, “niye böyle iftiralar atıyor”, “siz mi bunun için emir veriyorsunuz” diye.
Yazının devamını okumak için tıklayın.