Başbakan Erdoğan’ının Kürt açılımı konusunda yaptığı konuşmaları hayranlık ve minnetle izliyorum.
MHP’nin “dağa çıkarız” zirzopluklarına, CHP’nin “hiçbir şey değişmesin hep böyle sürsün” zırvalarına, DTP’nin kendi tribünlerinden alkış almaya yönelik gösterişçiliğe kendini sık sık kaptırmasına, ordunun “sınırlarıma sığmam taşarım” diyen engelleyiciliğine rağmen “biz bu yoldan dönmeyeceğiz” diyor.
Cumhuriyet tarihinin en büyük sorunlarından birini çözmek için tarihî bir açılımın öncülüğünü sırtlıyor.
Bu politikasını bir sonuca ulaştırıp barışı getirdiğinde adının bu ülkenin tarihine övgülerle yazılacağı çok açık.
Türk ve Kürt halkının büyük desteğini arkasına aldığı da kesin.
Halkın barışı desteklediğini hissediyor ve “barışın başbakanı” olarak yoluna devam ediyor.
Bu mücadelesinde ona “yol arkadaşlığı” yapacak olanların Erdoğan’la birlikte tarihe geçeceğine, minnetle anılacağına, karşı çıkanların da “lanetliler” arasına karışıp unutulacağına eminim.
Onun, “Birileri her hafta üç beş şehit verelim ne olur diyor, bunlar mühimmat mı ki veriyoruz, onlar bizim evladımız,” sözlerine vicdan sahibi insanların katılmaması mümkün değil.
Bugün Erdoğan, tam da bir başbakanın olması gerektiği gibi anneler, babalar, gençler adına konuşuyor.
Ve, onun bu yolda başarılı olmasını bütün yüreğimle diliyorum.
Aslında insan, barış konusunda vicdanın sesi olan başbakanla her konuda aynı fikirde olabilmek istiyor.
İstiyor ki barışı böylesine arzulayan başbakan, her konuda insan haklarından, demokrasiden, haktan, hukuktan yana tavır koysun.
Yazının devamını okumak için tıklayın.