Siyaset, kendi sefaletinin içine her gün biraz daha fazla dalıyor.
Biz, Bahçeli’nin “Çakallar” lafına şaşarken, Kılıçdaroğlu o çelebi görünüşüyle fevkalade çelişen bir üslupla Başbakan’a “Ananın” diyerek en arkadan gelip herkesi geçti.
Bütün ülkelerde seçime doğru siyasetin kiri pası artar.
Ama “ananın” düzeyine indiğine pek fazla şahit olunduğunu sanmam.
Kılıçdaroğlu’nun Zonguldak mitingdeki üslubu epeyce sorunluydu ama bence Haberal’a sahip çıkışı “fikriyat” açısından daha da büyük bir sorun yaratıyordu.
Haberal’ın “CHP’nin, Zonguldak’ın ve Türkiye’nin onuru” olduğunu söyledi.
“Valla, o sizin onurunuz Kemal Bey” demek geliyor insanın içinden; bizim onur ölçümüz daha değişik ve Haberal bizim onurumuz değil.
CHP’nin Ergenekon’la böylesine iç içe girmesi, “demokrasi” isteyenler için CHP’yi bir seçenek olmaktan çıkarıyor haliyle, aksine iktidara gelmesi halinde yapacakları konusunda ciddi kuşkular yaratıyor.
İşte Ergenekon, işte CHP, işte sandık.
Bakalım, “bir azınlık sultasını” silah zoruyla sürdürmek isteyen Ergenekon’a bu halkın “çoğunluğu” oy verecek mi?
Başbakan’la Bahçeli “bozkurt, çakal” kavgasını, Kılıçdaroğlu Ergenekonculuğunu sürdürsün, bu ülkenin ve bu ülkeyi ciddiye alanların daha ciddi sorunları var.
Öyle siyasetçilerin laf çakıştırmasıyla iyileşmeyecek sorunlar bunlar.
Dün, Neşe Düzel’in Profesör Nurhan Yentürk’le yaptığı, muhteşem konuşmayı yayımladık.
Yentürk, AKP’nin en büyük günahlarından birini eleştiriyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.