Karmakarışık ve kanlı bir döneme giriyoruz gibi gözüküyor.
Silvan baskını, ardından tek taraflı “demokratik özerklik” ilanı, bugün KCK’nın “özerkliğin nasıl uygulanacağını” belirtirken “öz savunma güçleri” oluşturacağını açıklaması, polisi ve askeri tanımayacağını söylemesi, çatışmanın şehirlere taşınacağının işaretlerini veriyor.
KCK, polisi ve askeri bölgeden “ricayla” çıkartamayacağına göre herhalde bunu silahla yapmayı düşünüyor.
İş, bu noktaya gelirse silahsız bir çözüm imkânsızlaşacak.
Başbakan Erdoğan’ın, “Silvan’ı sivil gözle de araştıracaklarını” söylemesi de bundan böyle komutanların o bölgede hiçbir şekilde “şike” yapmasına izin verilmeyeceğini ortaya koyuyor.
Bu da, devletin “askerî” anlamda ağır bir cevaba hazırlandığının mesajı herhalde.
İki taraftan da belki de bugüne dek hiç görmediğimiz ölçüde şiddetle karşılaşabileceğiz.
İki taraf da sertleşerek “eli yükseltiyor” çünkü.
Bu senaryo gerçekleşirse, bölge bir cehenneme dönecek, o cehennem de daha sonra batıdaki büyük şehirlere taşınacak.
Bu gergin dönemde, Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeden ilk öğrendiğimiz, devletle müzakerelerini sürdüren PKK liderinin “Silvan’daki asker ve gerilla ölümleri için çok üzgün olduğunu” söylediği.
Konuşmanın devamını daha sonra öğreneceğiz ama bu ilk “birkaç satır” Öcalan’ın “sertliği çok da tasvip etmediğinin” mesajı gibi.
Öcalan bu karşılıklı sertleşmenin ivmesini kırmak istiyor mu, isterse bunu gerçekleştirebilecek etkiye hâlâ sahip mi, Kandil’deki PKK yöneticileri Öcalan’ın açıklamalarına nasıl tepki verecek, onun sözlerini dinleyecekler mi yoksa son zamanlarda işaretlerini verdikleri biçimde bu sözleri yok mu sayacaklar, bunları daha sonra göreceğiz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.