Gazetede iki haber var bugün.
Birincisi, bir albayın, Hrant Dink cinayeti önlenebilecekken bu konuda tedbir alınmasını engellediğiyle ilgili.
Bütün gerçekler bilindiği halde albay “sessiz” kalınmasını istemiş.
Ve, bunu açığa çıkarmak isteyen istihbarat subaylarının girişimlerini durdurmak için şifreleri bile değiştirmiş.
İkinci haber ise Diyarbakır’dan.
Küçücük bir Kürt çocuğunun kolunu kıvıran bir polisin resmini yayınlamıştık biz epeyce önce.
Çocuğun yüzü acı doluydu.
İçişleri Bakanı, bu olayı “olağan” bulmuş.
Bir “işkence” olmadığını söylemiş.
Size basit bir soru sorayım şimdi:
Bu iki olaya kim sahip çıkacak?
Her iki olayda da sorumluluğu olanlar devletin içinde.
Yaşadığımız ülkede küçük bir azınlık dışındaki her kesime acı çektiren bir devletin yaptığı işlerden söz ediyoruz.
Birinde bir cinayetin yolu açılıyor bir görevli tarafından.
Gelen istihbaratın üstü örtülüyor.
O albay bunu kimin emriyle yapıyor?
Bunu yapan albay hakkında ne tür işlemler yürütülüyor?
Bir albayın istihbaratın üstünü örtmesi, o cinayette bütün devleti zanlı haline getiriyor.
İkinci olayda ise küçük bir çocuğa sokak ortasında işkence yapılıyor.
O küçük çocuğa büyük bir ihtimalle Kürtler sahip çıkacak.
Hrant Dink cinayetine de birkaç yazarla, birkaç aydın.
Peki, toplumun diğer kesimleri?
Onlardan ses çıkmayacak mı?
Büyük bir ihtimalle hayır.
İşte zaten “esaretimizin” kilit noktası burası.
Bu ülkede herkes “kendinden” olana sahip çıkıyor, “başkasına” aldırmıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.