Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasındaki önemli günleri belirleyen bayramların ismi “resmî bayramlardır.”
Gerçekten de “resmî” bayramlardır bunlar.
“Resmî” kuruluşlar “resmî” törenler düzenlerler.
Fener alayları geçer, balolar yapılır, statlarda gösteriler olur.
Halk bunları seyreder.
Son zamanlarda Cumhuriyet Bayramları’na “özel” bir anlam yükleyen Kemalistlerin önderliğinde fener alaylarına kalabalıklar da katılıp sloganlarla, şarkılarla yürüyorlar.
Ama halktan kalabalıkların katılması bile bunları “resmiyetten” kurtaramaz.
Bu “bayramlar” halkın hayatına doğal bir şekilde girmezler.
Dinî bayramların doğallığı ve sıcaklığı yoktur “resmî” bayramlarda.
O “bayramlarda” görülen barışma havası, yakınlık, çocuksu sevinç, “resmî bayramlarda” yaşanmaz.
Niye peki?
Neden “resmî” bayramlar bir türlü resmiyetten kurtulmaz, neden insanlar o günlerde “bayram” etmez?
Dinî bayramlar çok uzun zamandan beri kutlandığı, kökleştiği, hayata yerleştiği, buna karşılık resmî bayramlar nispeten daha yeni olduğu için mi?
Cumhuriyet kurulalı 85 yıl oldu.
Bugün bu ülkede yaşayan insanların neredeyse yüzde doksanından fazlası cumhuriyetin içine doğdu.
Cumhuriyetin ideolojisiyle eğitildi.
Ta çocukluğundan beri bu bayramları kutladı.
Bunca zaman niye yetmedi bu bayramların doğallaşmasına?
Burası çok dindar bir ülke olduğu için mi dinî bayramlar, gerçek bayramlar gibi coşkuyla yaşanıyor?
Dindar olmayanlar bile bu bayramları bayram gibi yaşar.
Sadece sokaklarda dolaşmak yeter bunu anlamaya.
Yazının devamını okumak için tıklayın.