Bazen “sosyal değişimler”, doğanın değişimi gibi insan iradesiyle önlenemez hale gelir.
Nasıl yağmuru, kar yağışını, güneşin açmasını engelleyemezseniz bu tür sosyal değişimleri de engelleyemezsiniz.
Anlaşılıyor ki Türkiye öyle bir noktaya geldi.
Dünyadaki büyük değişimler, Türkiye’de sermayenin yapısındaki kaymalar, teknolojik patlamalar, insanlığın yeni bir çağa doğru yol alması, ülkede biriken sıkıntıların taşınamaz hale gelmesi ve medyanın “özgür” mecralara kavuşması bu büyük dönüşümü kaçınılmaz kıldı.
Rezilce iftiralar, yalanlar, küfürler, bu büyük hareketliliğin yanında sıçan kuyruğu gibi kalıyor, “kullanışlı” medyanın çaresiz alçaklıkları, sadece bu alçaklıklara imza atanların kişisel tarihlerini biraz daha kirletmekten başka işe yaramıyor.
Bu tür zavallılar medyada hep vardı, medyanın yapısı da buna uygundu ama gerçekleri yazan gazeteler çıktıktan sonra bu çapsız kıvranmalardan, gerçekleri yazan yazarların ailelerine, eşlerine iftiralar atıp küfretmelerinden bir sonuç çıkma ihtimali kalmadı.
Onlar yalanlarını yazarlar.
Biz de doğruları yazmayı sürdürürüz.
Balyoz belgeleri karşısında dilleri kulaklarına kaçan, gözleri körleşen tıynetsiz güruh sanıyor ki alçakça yalanlarla hedefi saptırabilirler.
Saptıramazlar.
Onlar ne söylerse söylesin insanlar onlara hep aynı soruyu sorarlar.
“Balyoz belgelerine ne diyorsun?”
Zaten, bütün sistemin büyük bir değişim noktasına doğru yaptığı son sıçramanın önünü Balyoz planları açtı.
Binlerce sayfa “fişleme” bulunuyor o belgelerde, renkli powerpoint sunumlar, harekât emirleri, konuşmalar bulunuyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.