Devletle AKP yargı zemininde kapıştığı sırada sahneye çok kanlı bir baskınla PKK da girdi.
Sergio Leone’nin o ünlü filmindeki garip sahne gibi üç silahşor düello ediyor.
Kim kimle müttefik, kim kimle düşman, kim kimle ne zaman işbirliği yapacak belli değil, her an her şey değişebilir.
Devlet, ordusuyla ve yargısıyla Kemalizmi ve Kemalistleri temsil ediyor.
AKP, devletle sorunları olan kesimlerle, devletten bağımsız olarak zenginleşen muhafazakârları temsil ediyor.
PKK da Kürtlerin ümitsiz ve öfkeli kanadını temsil ediyor.
Belli ki bu üç “organizma” aralarında barışçı bir çözüm bulamayacak.
Barışa tam yaklaştığımız sırada yeniden savaşa yuvarlandık.
Savaştan en fazla zararı görecek olanlar AKP’nin temsil ettiği zengin muhafazakârlar, onların üretmek, ticaret yapmak, zenginleşmek için barışa, dünyaya açılmaya ihtiyaçları var.
Her çatışma onlara zarar veriyor.
Kemalist devlet, hem zengin hem de kalabalık muhafazakâr kesime karşı kendi iktidarını demokrasi ve hukuk düzeni içinde koruyamayacağını biliyor.
O, varlığını ve iktidarını koruyabilmek çatışmacı bir ortama ihtiyaç duyuyor.
Barış olur da çatışma biterse ordunun kışlasına, yargının kürsüsüne dönmesi ve ikisinin birlikte siyasi iktidarı terk etmesi gerekecek.
PKK ise bir barışa, ancak kendisi “barışın bir aktörü” olursa ve barış sonrası şekillenecek siyasette bir yer bulacağı garanti edilirse razı olacak.
Bu üçlü oyunda en kolay tehdit edilecek olan AKP.
Çünkü devlet de PKK da savaş ortamını istedikleri zaman yaratabilir ve AKP’nin temsil etiği kesimlerin AKP’yi “sorunu çözemeyen parti” gibi görmesini sağlayabilirler.
Yazının devamını okumak için tıklayın.