Bu da bir yetenek.
Bir direğin üstündeki kıymığın, o direkten daha büyük ve daha önemli olduğunu söyleyebilmek ve taraftar bulmak öyle kolay bir iş değil.
Bunun için onları kutlamalıyız önce.
Şimdi ortada adına “Ergenekon” denilen kocaman bir direk var.
Bir de bu direğin üstündeki kıymıklar.
Türkan Saylan’ın görüntüsü bir kıymıktı.
İşin özü değil, görüntüsüydü insanın gözüne batan.
Cüzam konusunda büyük mücadeleler vermiş hasta bir kadının evinin aranması, görüntüsüyle insanı huzursuz ediyordu.
Böyle bir şey olmasın istiyordunuz.
Ama özüne baktığınızda, “hukuksuz” bir iş olmadığını görüyordunuz.
Saylan’ın yönetimindeki kuruluş, çocukları fişliyor, üstelik darbeci kuruluşlarla da ciddi ilişkileri bulunuyor.
Öyle bir yer ve o yerin yöneticisinin evi aranır.
Ama “görüntü” insanın içini sızlatıyor, sızlatmaması da mümkün değil.
Değil de, hayat da sadece “görüntü” değil, o görüntünün bir de arka planına bakmalı.
Orada bir haksızlığa ve hukuksuzluğa rastlamıyorsunuz.
Tijen Mergen meselesi biraz daha farklı.
Türkan Hanım’ın Ergenekoncularla şöyle ya da böyle bir ilişkisi olduğu biliniyor, Mergen’in böyle bir ilişkisinin işaretleri ise ortada yok.
Mergen’in gözaltına alınması keyfî bir davranış izlenimi yaratıyor.
Sebep ne olursa olsun, kimse kimseyi “canı istediği” diye, bir belgeye, bir kanıta dayanmadan gözaltına alamaz.
Böyle bir uygulama sonuna kadar eleştirilmeli.
Polis ya da savcı Mergen’in gözaltına alınma nedeni olarak ortaya bir belge koyana kadar da bunu eleştirme hakkını herkes kullanır, kullanmalı.
Ama bu iki olay, “direğin” üstündeki kıymıklar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.