Ben, kurnazlık ederek başarıya ulaşabilmiş kimseye rastlamadım bugüne dek.
Kendini herkesten akıllı sanarak, olduğundan başka görünerek, kimsenin fark etmeyeceğini sandığın oyunlar hazırlayarak insanları kandırmaya çalışanların, amaçlarını elde ettiklerine hiç şahit olmadım.
Başkalarının hayatlarından çalarak, hak ettiğinden fazlasına göz dikmek pek hayırlı bir sonuç vermez.
Bence, ne olduğunu, ne yaptığını, ne düşündüğünü açıkça söylemek, bunların bedellerini ödemeye razı olmak her zaman kazandırır insana.
Zaten akılla kurnazlık arasındaki en büyük fark da budur.
Kurnazlık, hiçbir bedel ödemek istemez.
Akıl, ödenecek bedelleri bilerek hareket eder ve hedefine o bedelleri ödeyerek varır.
İnsanlar, sevdikleri, değer verdikleri birinin kurnazlıklarına bir zaman göz yumarlar ama son günlerin moda lafıyla söylersek “sabrın bir sınırı” vardır.
Başbakan Erdoğan, Aktütün meselesinden sonra bizim gazeteye gönderilen binlerce maili görebilseydi eğer “o sabrın sınırını” ne kadar zorladığını da anlardı.
Onu çok seven insanlar bile “ona kırıldıklarını, bir zaman sabredeceklerini ama bu davranışı da unutmayacaklarını” söylüyorlardı.
Anayasa Mahkemesi’ndeki kapatma davasından sonra Başbakan Erdoğan’da çok ciddi değişimler olduğu görülüyor.
Ülkeyi değiştirmek, özgürleştirmek, hukuku sağlamlaştırmak istediğini söyleyerek, bir sivil anayasa sözü vererek, askerlerin muhtırası karşısında dimdik durarak girdi seçimlere.
Kapatma davasından sonra bütün sözlerini unuttu sanki.
Şimdi fevkalade devletçi, milliyetçi, şoven, şiddete prim veren, göstericilere “pompalı tüfek çekenleri” çok şaşırtıcı bir biçimde “sabrın bir sonu” var diye neredeyse öven biri duruyor karşımızda.
Güneydoğu’ya gidip “ya sev ya terk et” diyebiliyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.