Her şey geliyor, geliyor aynı soruya takılıyor.
Yeni bir devlet kurmayı başarabilecek miyiz?
Eskisinin pek bir işe yaramadığı artık açıkça görülüyor.
Değişmesi gerektiği konusunda neredeyse bütün siyasi partiler hemfikir.
Ancak ciddi bir meselemiz var.
Bütün partilerin bir ayağı gelecekte, bir ayağı da geçmişte duruyor.
Eski ve yeni değerleri birarada savunuyorlar.
Bir yandan halkın değişim isteklerini görüyorlar, o halkın temsilciliğini üstlenmek istiyorlar, bir yandan da eski tür devletin biçimlendirdiği hayatın siyasete getirdiği ranttan vazgeçmekte zorlanıyorlar.
AKP, aralarında en “ilerici” parti gibi gözüküyor.
Ama Başbakan Erdoğan’ın gözü de “kendi değerlerini” mutlak değerler olarak halka kabul ettirmeye ve “başkanlık” sisteminin mutlak iktidarına sahip olmaya takılıyor.
Partisinin temelini oluşturan “muhafazakârların”, ilericilikle muhafazakârlık arasında hangisini seçeceğine karar veremiyor.
Heykelleri yıkmanın, içkiyi lanetlemenin, dizileri eleştirmenin, “eşe sadakati” en önemli ahlak kuralı olarak vazetmenin ve bütün bu değerleri herkese kabul ettirecek bir zorlamanın öncülüğünü yapmanın “muhafazakârları” ikna etmeye yetip yetmeyeceğini bilemiyor.
Bu anlayış, “modernliği” tek hayat biçimi, Atatürkçülüğü tek ideoloji olarak gören “eski devletin” yöntemini aynen devam ettirmeyi ama “modernliğin” yerine “muhafazakârlığı” koymayı öngören bir tür “Kemalist muhafazakârlık” anlayışı olduğundan aslında “eskiyi” yeni bir kisve altında sunmak anlamına geliyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.