Anayasa Mahkemesi’nin başkanı, mahkemenin “anayasayı” çiğnediğini söylüyor.
Mahkeme, suç işlemiş...
Gerçekten de işledi.
Demokrasi düşmanlığını dünyanın en geri anayasalarından biri olan bizim anayasaya bile sığdıramadı ve bu düşmanlık anayasanın dışına taştı.
Aslında o mahkemenin yargıçlarının yargılanması lazım.
Ama yargılayacak bir merci yok.
Onlara suç işlemek serbest.
Onlar da bu serbestliği alabildiğine kullanıp ardı ardına suç işliyorlar.
Türban konusunda verdikleri kararla, Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç’ın da belirttiği gibi, mahkeme parlamentonun yetkilerine müdahale etti.
Anayasa değişikliklerini sadece “usul” açısından denetleme hakkına sahip oldukları halde, değişikliğin “özünü” yasakladılar.
Parlamentonun yasama yetkisini yok ettiler.
Halkın iradesiyle toplanan bu parlamento, artık halk adına karar veremeyecek.
Askerî darbenin Türkiye’ye armağanı olan anayasayı değiştiremeyecek.
Yetmiş milyon insan, 12 Eylül rejiminin yarattığı hapishanenin dışına çıkamayacak artık.
Peki, biz Anayasa Mahkemesi’ndeki dokuz kişinin esiri mi olacağız?
Nasıl giyineceğimizi, nasıl konuşacağımızı, nasıl düşüneceğimizi, nasıl yaşayacağımızı o dokuz kişi mi belirleyecek?
Buna izin verecek miyiz?
Eğer buna izin verirsek burası bir tımarhaneye döner.
Saçmalıklar bitmez.
Bugün biz bir parlamento seçiyoruz ama o parlamento artık fiilen kapalı.
Anayasanın maddelerini değiştirme yetkisini kaybetti.
Yapılacak tek bir şey var benim görebildiğim kadarıyla.
Yazının devamını okumak için tıklayın.