Bütün askerî darbeler gibi 12 Eylül darbesi de alçakça bir darbeydi.
Bir ordu, darbe yaptığında artık o milletin ordusu olmaz, bir işgal ordusuna dönüşür.
İsteklerini halka silahla kabul ettirir.
Ve, kendi halkıyla dövüşmeye sadece silahın yetmeyeceğini bildiği için halka karşı hemen “yeni savunma mevzileri” oluşturur devletin içinde.
Yaptığı anayasayla, yeni bir “hukuk düzeni” şekillendirir.
Silahını kılıfına koyduğunda artık o işgal ordusunu, “hukuk mevzilerine” yerleştirilmiş güçler koruyacaktır.
12 Eylül anayasasının kurduğu hukuk düzeni de, “suç işlemesi olağan kabul edilen” devlet yapısının pekiştirilmesini, “demokrasi, özgürlük, eşitlik” isteyen bütün insanları ezecek baskının rutinleştirilmesini, devlet içindeki suçluların korunmasını, halkın olağan bir kurban haline getirilmesini amaçlar.
Biz bu sistemin nasıl işlediğini yıllarca yakından gördük.
Güneydoğu’da binlerce insan faili meçhule kurban gitti ama hiçbirinin hesabı sorulmadı.
Toplu katliamların sorumluları korundu.
Devlet içinde oluşturulan Susurluk çetesinin üstü örtüldü.
JİTEM’in varlığının ve suçlarının soruşturulmasına izin verilmedi.
Devlet içinde işlenen suçları soruşturmaya kalkan “gerçek hukukçular” derhal sistemin dışına atıldı.
Bu mekanizmanın sustasını da Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu denen kuruluş oluşturdu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.