Eskiden futbol maçlarını seyrederdik.
Şimdi futbol toplantılarını seyrediyoruz.
Artık futbolun asıl seyirlik kısmı bu toplantıları oldu çünkü.
Sezonun yarısını geçtik ben daha tek bir maç bile seyretmedim.
Çevremdeki birçok insan da öyle.
Galatasaray son yılların en başarılı sezonunu yaşıyor ama bir tek maçını seyretmek içimden gelmiyor; üstelik de daha yıllarca önce Arsenal’de seyrederken “bir gün Galatasaray’da oynasa” diye asla olmayacağını sanarak kurduğum bir hayalin gerçekleşmesine, Eboue’nin takıma transferine rağmen.
Bütün o toplantılara, yönetimler arasındaki kutuplaşmalara, yeni ittifaklar kurulmasına, stratejik hamlelerdeki cesarete, alınan risklere, sert eleştirilere rağmen futbol dünyasının, geleceği anlayabilmek için bakacağı insanlar, yöneticiler değil.
Futbol dünyası geleceğini görmek istiyorsa, benim gibi naklen yayınlar başladığından beri bu sezona gelene dek maç kaçırmamış “sıradan” futbol seyircisine bakacak.
Türkiye’de futbolun geleceğine “sıradan” seyirciler karar verecek.
Biz o “dekoderleri” almaktan vazgeçtiğimizde futbol da biter.
Şimdi, Federasyon yöneticileri, takım yöneticileri, televizyon yöneticileri, “sıradan” seyircinin “taraftarlığının” futbol sevgisinin önüne geçtiğine inanarak davranıyorlar.
Yöneticilerin, kitlelerin “ahmak” olduğuna inanmalarının bir başka tipik örneği.
Ama yanılıyorlar.
Ben çok sıkı bir Galatasaraylıyım, maç seyretmiyorum.
Çok sağlam Fenerli dostlarım var, onlar da seyretmiyorlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.