Sanırım, en affedilmez ihanet, insanın kendini gösterdiğinden başka biri olmasıdır.
Bu ihanet, aynı zamanda her darbeye açık büyük de bir zaaf yaratır.
Çünkü kendinizi sunduğunuz biçimle gerçek yapınız arasındaki farkı gören biri, ruhunuza her istediğinde girebileceği bir çatlağı keşfetmiş demektir.
Ve, kendi içinizdeki ikiliği halledemediğiniz sürece, bir başkasının sizi ezen, hırpalayan, korkutan sultasından kurtulamazsınız.
Karşınızdaki, sizin sözlerinize aldanmış gibi yaparak, sözlerinize uymayan davranışlarınızı kaydeder, biriktirir ve siz en inandırıcı olduğunuzu sandığınız anda hiç ummadığınız bir darbeyle sarsılırsınız.
Kaçmak ya da teslim olmak zorunda kalırsınız.
İkisi de, kendinizi olduğunuzdan başka gösterirken düşündüğünüz amaca uymaz.
Siz “kazanmak” için gerçeği saklarsınız.
“Gerçeğinizi” gören biri olduğunda da yenilirsiniz.
Bu, sadece insanlar için geçerli değildir.
Siyasette de bu kural işler.
Bir siyasi parti kendini “yolsuzluklara karşı” olarak tanıttıysa, bunu kendi kimliğinin bir parçası haline getirdiyse, o partiyi bir “yolsuzluktan” daha fazla vuracak, daha fazla yaralayacak bir şey yok demektir.
AKP, “yolsuzluk karşıtlığını” ön plana çıkarmış bir parti.
Neredeyse her söylemlerinde bu “anlayışın” izi var.
Yöneticilerinden biri, epeyce kuşkulu bir durumda yakalandığında ve AKP buna tepki göstermekte geciktiğinde, kendi silahıyla, kendi söylemleriyle, kendi anlatımlarıyla ve kendi vaatleriyle yaralandı.
Yönetici sonunda istifa etti ama arada geçen süre AKP’nin pek lehine olmadı.
Yolsuzluk karşıtı reflekslerinin sandığı kadar kuvvetli olmadığı başkaları tarafından görüldü.
Gene de, geç de olsa yöneticinin istifasının sağlanması bu partinin daha fazla berelenmesini önledi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.