Devlet çarkının yalama olduğu, kuralların, kanunların rahatça çiğnendiği, hukukun devlet içinde geçerliliğinin bulunmadığı bir sistemde yaşadık biz.
Bu kuralsızlık, kontrolsüzlük, disiplinsizlik, hukuksuzluk normal bulunmaya başlandı.
Başka türlü bir yönetimin olabileceğinin hayali bile neredeyse bu toplumda kayboldu.
Bunun birinci dereceden müsebbibi, hak etmedikleri bir iktidarı ne pahasına olursa olsun ellerinde tutmak isteyen generallerdi.
Yapmadıkları kötülük kalmadı bu ülkeye.
Kendilerini iktidarın merkezine koyabilmek için bütün dişlileri dağıttılar, devletin çarkını bozdular, kırılan, çatlayan yerlerden devlete suçun envai çeşidi sızdı.
Bugün, geçmişle hesaplaşmaya, devletin dişlilerini, hukukun gücünü tamir etmeye çalışıyoruz.
Burada karşılaşacağımız en büyük ve en ciddi sorun, aynı “kuralsızlığı” generalleri kenara iterek devam ettirme eğilimidir.
Vatandaşına hizmet eden, vatandaşına hesap veren bir devlet kuracaksak, hiç kimsenin “meşru” çizgilerinin dışına çıkmasına izin vermeyen sistem oluşturmak zorundayız.
Devlette görev yapan herkesin “yetkisinin” ve sorumluluğunun keskin ve kalın çizgilerle belirlenmesi gerekir.
Eskiden yaşananların bugün tekrar edilmesini önlemek için, geçmiş alışkanlıklarımızın içimize yer eden gölgeleriyle “zaten hep böyle yapılır” rahatlığını bir kenara bırakmak hepimiz için bir zorunluluk bence.
Hükümet, “her şeye karar veren” değil, her şeyin “ahenkle” çalışmasını sağlayan bir yapıdır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.