Çok uzun yıllar önce, yanlış hatırlamıyorsam Güneş Tecelli’nin sunduğu bir televizyon programında hiç unutmadığım kısa bir skeç izlemiştim.
Aklımdan çıkmayan cümle şöyleydi:
“Biz müteahhide ne dedik, üç oda bir mutfak, müteahhit ne yaptı, üç mutfak bir oda.”
Bizim siyasi tarihimiz, daha önce de birkaç kez yazdığım bu matrak cümleyle özetlenebilir gibi geliyor bana.
Bizi yönetecek insanlara, “üç oda bir mutfak” ısmarlıyoruz, onlar, “üç mutfak bir oda” yapıyorlar.
AKP iktidarı da “üç mutfak, bir oda” inşaatına başlamış gözüküyor.
Milyonlarca insan AKP’ye, “Hukuk reformu yap, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu hukuka saygılı hale getir, adaletin uygulanmasını sağla, hukuk karşısında ayrıcalıklı kimsenin kalmasına izin verme” dedi.
O ne yaptı?
Hukuku “Ergenekoncu cumhuriyet elitlerinin” elinden aldı ve “ben buldum, benimdir” diyerek kendi amaçları için kullanmaya başladı.
Bu müthiş sapmanın en belirgin ve çarpıcı örneğini şimdi Deniz Feneri davasında yaşıyoruz.
Deniz Feneri’nin dava sürecine yapılan siyasi müdahale, bu davanın kendisini aşacak boyutlarda.
Bu davanın üç savcısı birden görevden alındı.
Savcılar hakkında HSYK’ya bir şikâyet yapılıyor, deniyor ki, “Mahkemenin sanıkların mal varlıklarına el koyma kararı Tapu’ya bildirilirken, bu kararın ikinci ve üçüncü maddelerinin üstü kapatıldı, bu evrakta tahrifattır.”
Bu şikâyet üzerine, Ankara Başsavcısı, Adalet Bakanı’nın da izniyle bu üç savcıyı görevden alıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.