Şimdi sıkı durun.
Sislerin içinden üstümüze doğru gelen bir gemi gibi gittikçe büyüyerek önümüze dikilen gerçekler hiç kimseyi sevindirmeyecek çünkü.
Ne Türkler hoşlanacak bunlardan, ne de Kürtler.
Orduyla PKK arasındaki savaş yirmi beş yıldır sürüyor.
Savaş “askerî” açıdan hiçbir yere varmıyor.
Ama “siyasi” açıdan ciddi sonuçlar yaratıyor.
Türkiye asla “demokratik”, “adil”, “özgür” bir düzene kavuşamıyor, Türk tarafında da Kürt tarafında da “siviller” asla güçlenemiyor.
Biz bu savaşın içinde neler yaşandığını hiç bilmedik.
Medya, savaşın “gerçeklerini” hiç kurcalamadı...
Tam “barış” ilan edilecekken Türk subaylarının “yola çıkardığı” ve PKK’lıların öldürdüğü 33 asker konusunu bile gerektiği gibi sorgulamadı.
Bu kanlı “işbirliği” nasıl gerçekleşti diye kimse sormadı.
Bu olayı ne Genelkurmay açıklayabildi ne de PKK.
Sanki ikisinden de habersiz bir olay olmuş gibi davrandılar.
Dağlıca baskınından sonra “baskında” yaşananların sorumluluğu “esir düşen” askerlerin üstüne yıkılmaya çalışıldığında bizim gazete işin üstüne gitti.
Ve, Dağlıca gerçekleri açığa çıktı.
Dağlıca’ya baskın yapılacağını ordu biliyordu, istihbarat raporları bunu önceden bildirmişti, hiçbir önlem alınmamış, tam aksine Dağlıca taburundaki asker sayısı azaltılmış, PKK’nın geleceği yoldaki mevziler boşaltılmış, askerlerin el bombaları toplatılmış, komutan taburu bırakıp düğüne gitmişti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.