Anlaşılıyor ki çatışmaların en keskin olduğu dönemlerde bile orduyla PKK arasında görüşmeler yapılmış.
Yıldıray Oğur’un yeniden gündeme getirdiği bu görüşmelerin seyrini bir vakitler Med TV’de çalışmış bir yetkilinin kaleminden aktarıyoruz bugün.
İsimler, tarihler, ayrıntılar veriyor.
Bence görüşmelerde eleştirilecek hiçbir yan yok.
Barışı sağlayacak her girişim kutsaldır.
Kim yaparsa yapsın sonuna kadar desteklenmelidir.
Buradaki sorun, görüşmeleri değil.
Sorun, ordu yetkilileri PKK’yla dolaylı ya da dolaysız görüşmelerini ve ilişkilerini sürdürürken, “barış olsun”, “PKK’yla görüşülsün” diyen insanların yargılanması ve hapse atılması.
Onlar görüşürken biz yargılanıyorduk.
Savaşanlar birbirlerini “düşman” olarak görse de bu “düşmanların” ikisi de bu toprakların çocukları.
Neden bu insanların kaderini belirleme hakkı yalnızca orduda?
Neden bu ülkenin insanları, kendi ülkeleri ve kendi insanları hakkında fikirlerini söyleme hakkına sahip değil?
Neden sadece “devletten para” alanlar, bu insanların kaderi hakkında konuşmak yetkisine sahip de, bu “devlete para verenlerin” hiç söz hakkı yok?
Hiçbir gelişmiş ülkede savaş ya da barış kararı orduya bırakılmaz.
Savaşa da barışa da o ülkenin insanlarının seçtiği temsilciler karar verir.
Onların kararları da toplumun özgürce tartışabilmesiyle belirlenir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.