Sanki birileri Kürtleri çıldırtmak için harekete geçti.
Önceki gün sadece Kürtlerin değil bu ülkede yaşayan vicdan sahibi her insanın sevgisini, saygısını kazanmış olan Ahmet Türk kalleş bir saldırıya uğradı.
Güvenlik görevlileri Türk’ü korumadılar, yeterli önlemleri almadılar.
Samsun’daki devlet memurlarının aldırmazlığıyla gerçekleşen olaya Başbakan’la, İçişleri Bakanı’nın hemen tepki göstermesi, “geçmiş olsun” diye arayıp ziyarete gitmeleri bir nebze rahatlattı insanları.
Ama o olayla ilgili “kuşkuları” ortadan kaldırmadı.
Üstelik dün Hakkâri’de yaşanan rezillik, “bu devletin içinde bir şeyler oluyor” şüphesini daha da güçlendirdi.
Polisler, Ahmet Türk’e yapılan saldırıyı protesto eden çocukların arasından bir tanesini yakalamışlar.
Çocuğun babası KCK operasyonları sırasında hapse atılmış bir belediye başkanı.
Beş polis, ağzını burnunu kanattıkları on dört yaşındaki çocuğu yerlerde sürüklüyorlar.
Annesi, çocuğu kurtarmak istiyor, onu da yere yıkıyorlar.
Ne oluyor?
Nedir bu vahşet?
Ahmet Türk’ü ziyarete gidip, “onun asaletini” öven İçişleri Bakanı’nın duyarlılığı ile o bakana bağlı polislerin saldırganlığı arasındaki çelişkiyi nasıl açıklayacağız?
Bir yandan devlet “açılımdan” söz ediyor, bir yandan devletin görevlileri Kürt Türk herkesi öfkelendirecek işler yapıyor.
Tam “Anayasa’nın” değişmesi gündemdeyken, 12 Eylül Anayasası’nın “hukuk kurumları” demokratik hale getirilecek, “sistem” önemli ölçüde değiştirilecekken birden “devletin” saldırılara göz yummasıyla ya da bizzat devlet görevlilerinin kendilerinin saldırganlaşmasıyla karşılaşıyoruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.