Doğrusunu isterseniz PKK’nın Siirt’te dört genç kızı öldürmesi bana ağır geldi.
Dünyanın en berbat işlerinden biri savaştır ama savaşın bile bir ahlakı vardır.
Savaş ahlakının dahi kabul edemeyeceği ölçüde alçakça bir saldırıyı yeryüzündeki hiçbir “kutsal” nedenle açıklayamazsınız.
Zaten ortada öyle bir “kutsal” neden bulunup bulunmadığı da artık çok kuşkulu.
Olayları şöyle bir hatırladığımızda tabloyu daha açık ve net görmek mümkün.
PKK-MİT müzakerelerinin kayıtları bilinmeyen birileri tarafından açıklandı, iki taraf da bu kayıtların gerçekliğini kabul etti.
Bu müzakerelerde devlet birçok öneride bulunuyordu.
Bana en çarpıcı gelen iki tanesi, “Apo’nun serbest bırakılmasıyla” öğretmenlerin “belediye başkanları” tarafından atanması böylece de “eğitimin” özerkleşmesiydi.
Kürtlerin en çok istediklerinin başında gelen “anadilde” eğitime bir çözüm bulunurken, özellikle PKK yandaşları için “vazgeçilmez” olduğu söylenen “Apo’nun serbest bırakılması” da gündeme alınıyordu.
Peki, devlet bu müzakerelerden vaz mı geçti?
Ya da söylediklerinden geri mi döndü?
Hayır.
Nerden biliyoruz bu ikisinin de olmadığını?
Apo’nun açıklamalarından biliyoruz.
Kandil’le yapılan müzakerelerin aynısını İmralı’da sürdüren Apo, “müzakerelerde anlaşmaya varıldığını ve savaşın durması gerektiğini” söyledi.
Müzakere konularını biliyoruz, bu müzakerelerde “anlaşmaya” varıldığını da Apo’nun açıklamalarından biliyoruz.
Kürt halkının “en kutsal” haklarının kabul gördüğü müzakerelerin “anlaşma noktasına” geldiği ve Apo’nun “savaşı durdurun” dediği sırada PKK’nın Kandil’deki yöneticileri ne yaptı?
Savaşı durdurmadılar, aksine hızlandırdılar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.