Gazeteyi yeni çıkartmaya başladığımız sıralarda Dağlıca baskınının sarsıntıları devam ediyordu.
Sekiz asker PKK’ya esir düşmüştü.
Politikacıların açıklamalarından, gazete haberlerinden tam anlayamadığımız ama bizi fevkalade kuşkulandıran bir hava yayılıyordu.
Alev Er, Yasemin Çongar ve ben bir sabah oturduk, baskını tartışmaya başladık ve “bu baskının sorumluluğunu bu sekiz çocuğun üstüne yıkacaklar” dedik.
Esir düşen çocuklar “hain” gibi gösteriliyordu.
Elimizde hiçbir bilgi yoktu ama haberlerin orasından burasından sızan bazı ayrıntılar kuşkularımızı kuvvetlendiriyordu.
Alev önüne bir kâğıt çekti ve biz aklımıza takılan soruları tek tek yazdık.
Ertesi gün gazetede bu soruları yayımladık.
Diğer gazeteler o sekiz çocuğu “harcamaya” razıyken bizim buna karşı çıkmamız ve sorular sormamız o güne dek pek rastlanmış bir habercilik değildi.
Dağlıca baskınının içyüzünü bilen ve bundan rahatsız olan bazı ordu mensupları o güne kadar dertlerini anlatacakları bir gazete bulamamışlardı, bizim sorular anlaşılan onların dikkatini çekti.
Ardından Mehmet Baransu, Dağlıca baskınıyla ilgili askerî raporları alıp getirdi.
Baskın yapılacağı daha önceden biliniyordu, istihbarat raporları komutanları bu konuda uyarmıştı.
Hiçbir tedbir alınmamıştı.
Tam tersine, PKK gerillalarının geleceği yoldaki mevziler boşaltılmış, karakoldaki askerlerin çoğu izne yollanmış, ellerindeki silahlar yenilenmemiş, yeterli cephane verilmemiş, karakolun bütün ışıkları yakılıp açık bir hedef haline getirilmiş, oradaki askerler tam bir kurban halinde bırakılmış, komutan da bir köy düğününe gitmişti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.